Site Loader

Eşitlik kavramı, tarih boyunca çeşitli zaman, mekan ve olaylar sayesinde bir çok şekle bürünerek karşımıza çıkmıştır. Örneğin, Roma İmparatorluğu döneminde bir kölenin normal bir Roma vatandaşından daha az zeka seviyesine sahip olduğu, beyazların siyahlara karşı veya erkeklerin kadınlara karşı üstün ve yetkin olduğu çok eski sayılamayacak bir geçmişe kadar toplumun genel kesimi tarafından kabul gören bir durumdu fakat günümüzün hukuki, siyasal ve kültürel birikimlerinin oluşturduğu bakış açısıyla yaklaştığımızda bu örnekler gibi daha nice örneklerin kabul edilmesi mümkün değildir.

            Eşitlik kavramı hukuki anlamda yerini, ilk defa 26 Ağustos 1789’da yayımlanan ve Fransız Devrimi’nin temelini oluşturan Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nin ilk maddesinde ‘’ İnsanlar haklar yönünden özgür ve eşit doğarlar ve yaşarlar’’ şeklinde almıştır.

           Zamanla, eşitlik kavramının ele alınış biçimi değişmiş olup çeşitli gruplara ayrılmıştır.Bunlardan önemli sayılabilir olarak ‘’şekli ve maddi eşitlik’’ gösterilebilir.

              Şekli Eşitlik: Bu ilkenin ele aldığı anlayış, iki kişinin karşılaştırıldıkları zaman eşit oldukları kabulüne dayanmakta olup bu noktada karşımıza mutlak eşitlik çıkmaktadır. Mutlak eşitlik denildiği zaman akıla her durumda aynı kabul edilen iki birey gelir. Bu kabul gerçek hayata ters düşmekle birlikte her bakımdan iki aynı bireyin varlığı kabul edilebilir gözükmemektedir. Şekli eşitlik , mutlak eşitliği öngördüğü için farklı bireylerin farklı ihtiyaçlara sahip olduğunu göz önünde tutmaz. Bu durumu somutlaştırmak için şöyle bir örnek verilebilir: Bir annenin elinde bir ekmek olduğunu kabul edelim ve bu annenin iki çocuğu olsun, çocuklarından biri 5 yaşında diğeri 20 yaşında olsun bu anne eğer elindeki ekmeği eşit bir şekilde ikiye bölerek çocuklarının sahip olduğu koşulları göz önüne almadan, verirse buradaki durum şekli eşitliğe bir örnektir.

       Tarihteki çeşitli ayrımcılıklara bakıldığı zaman bunların ırk,cinsiyet,zümre ve dine dayandığı görülür işte bu durumda şekli eşitliğin yararlı olduğu kabul edilebilir nitekim T.C. Anayasası’nın 10. Maddesinin ilk fıkrasına bakıldığında: ‘’ Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.’’ Diyerek şekli eşitliği bu hallerde kabul etmiştir.

          Maddi Eşitlik: Maddi eşitlik kavramı eşitliğin hayata geçirilmesine öncelik verir.Bir diğer adı ‘’nispi eşitlik’’ olan bu kavram farklı durumda bulunanlara farklı muamele yapılmasını kabul eder. Diğer bir deyişle mevcut olan eşitsizlikleri gidermeyi görev kabul eder. Örneğin toplumda diğer çocuklardan dezavantajlı durumda bulunan ve kapasitesi diğer çocuklara göre yeterli olmayan çocukları sırf eğitim eşitliği adı altında aynı eğitime tabi olursa eşitlik adı altında eşitsizlik söz konusu olur bu çocukların kendileriyle benzer niteliklere sahip akranlarıyla eğitim görmesi gerekir. Bu durumda bir eşitsizlik söz konusu olmayıp aksine doğacak eşitsizliğin önüne geçilmiş olur ve bu tedbirler eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmez. Nitekim anayasamızın 10. maddesinde yer alan şu hüküm bu durumu doğrular niteliktedir: ‘’Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.’’

            Sonuç olarak, eşitlik ilkesi tarih boyunca çeşitli görüş ve olaylar ışığında şekil almıştır. Bahsettiğimiz üzere ilk eşitlik anlayışı eski çağlarda basit bir şekilde mutlak eşitliği sağlamak üzere çıkmasına rağmen,günümüzde çağımızın gereklilikleri ve birikimlerinin yol göstermesiyle mevcut eşitsizlikleri ve bu eşitsizlikleri oluşturan sebeplerle mücadele etmeye başlamıştır.

Post Author: Burak Can

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir