Site Loader

Terör, kelime anlamı olarak tedhişçilik, yıldırma ve korku yayma faaliyetleri anlamına gelir. Tarihsel süreçte terör ifadesi, Fransız Devrimi’nin ardından iktidara gelen devrimci hükümetin baskıcı ve zorba faaliyetleriyle geçen “Terör Dönemi”ni anlatmak için kullanılmıştır. Bu dönemin başlarında terör olumlu bir anlama sahipken, Terör Dönemi boyunca rejim karşıtı kırk bin kişinin tedbir olarak giyotinle öldürülmesinin ardından günümzdeki anlamına yaklaşmıştır. Zaman içinde terör faaliyetleri, “topluma bir mesaj göndermek” saikinden çıkıp “topluma korku salmak” düşüncesini temel almıştır. Günümüzde ise terör, gelişen teknoloji ve küresellik nedeniyle bütün ülkeleri ilgilendiren bir hal almıştır.

 Terör ve bu kapsamda gerçekleştirilen faaliyetler, yıkıcı ve oldukça zarar verici olduğundan hemen hemen her devlet terör konusunda iç hukuk alanında düzenlemeler, uluslararası hukuk platformlarında ise andlaşmalar yapmıştır. Yapılan bu düzenlemeler ve andlaşmalar, terörün yol açtığı ağır sonuçlar nedeniyle bazı zamanlar kişilerin temel hak ve hürriyetlerini, olağandan öte sınırlayabilecek niteliktedir. Fakat terörün sonuçları göz önüne alındığında bu durum normal karşılanmaktadır. Ülkemiz de bu konuda birçok ülkeyle ikili andlaşmalar yapmış ve bu andlaşmaların yanı sıra Tedhişçiliğin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi’ne 1980 yılında taraf olmuştur. Aynı zamanda Terörle Mücadele Kanunu, Terörizmin Finansmanın Önlenmesine Dair Kanun, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’ları da ülkesel boyutta terörizmle mücadele etmek ve bundan doğan zararları gidermek adına yürürlüğe konmuştur.

Terör, muhtevası nedeniyle toplumsal barışı ve kamu düzenini koruyan ceza hukukunu doğrudan doğruya ilgilendirmektedir. Ancak terörün yine bu yıkıcı ve ağır zararlar verici yapısı, onun çeşitli hususi terimler ile ayrı bir kanunda düzenlenmesine yol açmıştır. Bu kapsamda terör ile ilgili en önemli kanun 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’dur. Terörle Mücadele Kanunu, ceza hukukunu ilgilendiren hususlar hariç, iştirak etmemiş olmak koşuluyla suçun ortaya çıkmasına, faillerinin yakalanmasına, delillerin ele geçirilmesine yardımcı olanların ödüllendirilmesi ile terör suçlarından zarar görenlere yapılacak yardımlara ilişkin düzenlemeler içermektedir. Ceza hukukuna ilişkin kısmını ise “Maddi Anlamda Ceza Hukuku”, “Ceza Yargılaması Hukuku.” ve “İnfaz Hukuku” olmak üzere üç anlamda incelemek mümkündür.

Maddi Anlamda Ceza Hukukuna İlişkin Hususlar

Terörle Mücadele Kanunu’nun ilk maddesi, terörün tanımını yapmakta; ikincisi maddesi ise terör suçlarını işleyen faili, üçüncüsü ise mutlak terör suçlarını belirtmektedir. Dördüncüsü ise nispi terör suçlarıdır. Bunlar çeşitli kanunlarda yer alan ve örgüt çerçevesinde terör amaçlı işlenmek suretiyle terör suçu olan suçlardır. Bununla birlikte bir failin terör suçlusu sayılabilmesi için, işleyeceği suçun mutlaka örgüt çerçevesinde işlenmesi gerekmektedir. Bu, örgüt içinde tek başına veya diğerleriyle birlikte ya da örgüt adına örgüte mensup olmadan işlemek suretiyle olabilir. Bununla birlikte bu örgüt TEMK md. 1’de yazan amaçları yerine getirmek amacıyla kurulmuş olmalı ve birinci maddede yazılı amaçlara ulaşmak için Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleri ile suç işlemelidir. İlaveten, kişi bu örgüte üye olup suç işlememiş olsa da dahi terör suçlusu sayılır.  (TEMK md. 2)

Nispi terör suçları, aşağıdaki kanunlardaki suçları kapsar:

–           Türk Ceza Kanunu’daki belirli suçlar

–          Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’daki suçlar

–          Orman Kanunu’ndaki kasten orman yakma suçları

–          Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’ndaki hapis cezasını gerektiren suçlar

–          Anayasa 120. Maddesinde yer alan, olağanüstü hal ilan edilmesine sebep olan olaylara ilişkin suçlar

–          Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 68. Maddesindeki suç

TEMK md. 5 ise oldukça önemli bir maddedir. Bu madde, yalnızca 3 ve 4. Maddede yazılı suçlarla ilgili olmak üzere cezaların yarı oranında artırılarak hükmedilmesini, bunun yapılması için de cezanın yukarı sınırının aşılabileceği belirtilmiştir. Aynı şekilde, müebbet hapis cezası yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülmüştür. Belirtmek gerekir bu madde hükümleri çocuklara uygulanmaz, yani suçu işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış olanlar için cezada artırım uygulanmayacaktır. Kanunun altıncı maddesi ise terörle mücadelede yer alan kamu görevlilerin kimliklerini ve kim olduğunun anlaşılmasını sağlayacak şekilde kişilere terör örgütü tarafından suç işleneceğini açıklayanlar ile terörü övenlerin cezalandırılmasını hedeflemektedir.

Kanunun yedinci maddesi terör örgütlerine yöneliktir. Terör örgütü kurmak, üye olmak ve yönetmek TCK md. 314 (Silahlı örgüt suçu) hükümlerine göre cezalandırılacaktır. Bununla beraber, terör örgütünün propagandasını yapmak da suç kabul edilmiştir. Birinci Yargı Reformu Paketi ile terör örgütünü suç kabul eden fıkraya yeni bir cümle eklenerek, haber ve eleştiri kapsamındaki ifadelerin suç olmadığını belirtilmiştir. Bunun eklenmesine her ne kadar gerek olmadığı, bunun zaten hukukun içinde yer aldığı ifade edilse de, mahkemeler, hukuki bir konuyla ilgili somut düzenleme olmadığı müddetçe onu adeta göz ardı etmekte, uygulamamaktadır.  Bunların haricinde, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanımı sırasında olayın terör propagandasına dönüşmesi halinde yüzlerini gizleyen kimseler hakkında da cezaya hükmolanacağı belirtilmiş ve artırım sebeplerine yer verilmiştir. Tüzel kişilerin sorumluluğu bakımından TCK md. 60’da yer alan “faaliyet izninin iptali” ve “müsadere” güvenlik tedbirlerinin uygulanacağı da belirtilmiştir. 

Ceza Yargılaması Hukukuna İlişkin Hususlar

Terörle ilgili olarak ceza yargılamasına ilişkin hususlar, Terörle Mücadele Kanunu’nda yıllar içerisinde yapılan değişikliklerle kanundan çıkartılmıştır. 12 Nisan 1991’deki haliyle TEMK usul hukukuna ilişkin olarak görevli mahkemeyi Devlet Güvenlik Mahkemeleri olarak belirlemiş, kişinin avukat ile temsilinde avukat sayısını sınırlamış, ceza veya tutukevinde avukatıyla yapacağı görüşmelerin dinleneceğini hüküm altına almıştı. Benzer şekilde, gözaltı süresini Anayasada belirtilen azami süre olan 48 saat olarak kabul etmiş, toplu suçlarda ise onbeş gün gibi oldukça fazla bir süre belirlemişti. Üstüne üstlük, TCK md. 51’de yer alan hapis cezasının ertelenmesine karar verilemeyeceğini, hapis cezasının para cezasına çevrilemeyeceğini de belirtmekteydi.

 Yukarıda da bahsedildiği üzere söz konusu terör olunca ağır tedbirlere başvurulmasını normal karşılamak gerekir. Ancak kanunun ilk halinde orantısız tedbirlerden olduğu söz edilebilir. Buna karşı söz konusu kanunun çıktığı yıllarda PKK’nın ne kadar vahişce eylemlere giriştiğini unutmamak çok önemlidir. PKK, 20 Haziran 1987 tarihinde Mardin’de 16’sı çocuk 30 kişiyi öldürmüş, 21 Mart 1990’da Elazığ’da 9 mühendis ve firma çalışanı katletmiş ve 10 Haziran 1990’da ise Şırnak’ta 12’si çocuk, 7’si kadın ve 4’ü korucu olan 27 kişiyi öldürmüştür. Hal böyle olunca, kanunun ilk haliyle bu tür önlemlerin alınması oldukça doğaldır.

Yargılamaya ilişkin olarak en önemli kanun olan Ceza Muhakemesi Kanunu’nda usuli konular kapsamında teröre ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Bunlara öncelikle örnek olarak tutuklama koruma tedbiri açısından terör suçları söz konusu olduğunda, tutuklama için bir tutuklama nedeninin var olduğunun kabul edilmesi, kovuşturma evresinde tutukluluk süresinin terör suçlarında beş yıla kadar kararlaştırılabilmesi, soruşturma evresinde iki yıla kadar karar verilebilmesi gösterilebilir. Bunların haricinde terör suçlarından şüpheli, sanık veya hükümlü olanların avukatlığını üstlenen kimse, terör suçları ile ilgili soruşturma veya kovuşturmaya tabi olursa müdafilikten yasaklanma söz konusu olabilmektdir. Uygulamada gizlilik kararı olarak bilinen bir diğer örnek ise müdafinin dosyayı inceleme yetkisinin sınırlandırılmasıdır. CMK md. 153’te doğrudan doğruya Terörle Mücadele Kanunu’na atıf yapılmasa da, belirtilen suçların bazıları nitelikleri itibariyle mutlak terör suçudur. Diğerleri ise nispi terör suçu olup örgüt çerçevesinde TEMK md. 1’deki amaçlar için işlenmesi halinde yine terör suçu olarak değerlendirilecektir. CMK md. 154’de ise müdafi ile görüşme hakkının kısıtlanmasına yer verilmiştir.

İnfaz Hukukuna İlişkin Hususlar

İnfaz hukukuna ilişkin hükümler bakımından Terörle Mücadele Kanunu’nda yalnızca koşullu salıverilme düzenlenmiştir. Buna göre, hükümlü veya tutuklu iken firar veya ayaklanma suçundan mahkum edilmiş olanlar ile üç kere hücre disiplin cezası alanlar, disiplin cezaları kaldırılmış olsa bile koşullu salıverilmeden yararlanamazlar. Benzer şekilde,  mahkum olduktan sonra yine bir terör suçu işleyen kimseler de koşullu salıverilmeden yararlanamazlar.

Koşullu salıverilme haricindeki diğer hükümler Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da yer almaktadır. Bunları kısaca sıralamak gerekirse, terör suçlarından mahkum olanlar infazın ertelenmesinden yararlanamadıkları gibi, CGTİK md. 59/5’teki şartlar oluştuğu takdirde hükümlünün avukatıyla yaptığı görüşmeler dinlenebilir, kayıt altına alınabilir, ilgili belgeler incelenebilir, görüşmenin gün ve saatleri sınırlandırılabilir. Bu, Terörle Mücadele Kanunu’nun ilk halinin 10. maddesinin (b) bendinde yer alan “Tutuklu sanık veya hükümlü avukatı ile tutukevi veya cezaevi görevlilerinin nezaretinde görüştürülebilir.” ifadesinin daha kapsamlı ve daha tahdit edici halidir. Hükümlülerin sınıflandırılmasında da terör suçluları ayrı bir kategoriyi oluşturur. Terör suçluları gruplarında yer alan hükümlüler, koğuşlara yerleştirilirken örgüt mensuplarıyla bir araya gelmeyecek şekilde, onlardan ayrı koğuşlara veya odalara yerleştirilir. Son olarak, terör suçlularının kapalı ceza infaz kurumu dışına çıkması, örgütsel faaliyet ve haberleşmeye yol açacağı değerlendirilrse, bu suçluluların dışarı çıkması savcılık tarafından kısıtlanabilir.

Post Author: Hasan Serat Gökçek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir