Site Loader

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un hazırlanıp yürürlüğe konmasının arkasında birden çok sebep yatmaktadır. Bunların başında eski 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un güncel sorunlar ve olaylar karşısında yetersiz kalması gelmektedir. Gerçekten de bu kanunda aile kavramı içinde yaşanan olaylara ilişkin olanlar hariç kadınlar ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurları hiçbir şekilde korunmamıştır. 2000’li yıllardan itibaren kadına karşı şiddet olaylarının gerek görsel gerekse yazılı medya ile topluma yansıması bu konuda bir kamuoyu oluşturmuş ve bu konularla ilgili sağlam tedbirlerin alınmasının önemini ortaya koymuştur. Aynı şekilde ülkemizin taraf olduğu ve 1986 yılında yürürlüğe giren Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Sözleşme (CEDAW) sözleşmeye taraf tüm devletleri, kadına karşı ayrımcılığı önlemek, kadınla erkekleri her anlamda eşit kılmakla yükümlü tutmaktadır. Bu kapsamda, devlet hem hukuki, hem de siyasal, ekonomik ve kültürel alanlarda tedbirler almak zorundadır. Buna ön yargıların ve geleneklerin tasfiye edilmesi de dahildir. (Madde 5) Bu antlaşmaya göre kurulan Birleşmiş Milletler CEDAW Komitesi’nin 19’nolu genel tavsiye kararına göre cinsiyete dayalı şiddetin temel hak ve özgürlüklerin kullanılmamasını sonucunu doğuruyor veya bu hakları ihlal ediyorsa, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin birinci maddesine göre bu ayrımcılıktır. CEDAW Komitesi’nin 12 nolu genel tavsiye kararı ise kadınları şiddetten korumanın devletin yükümlülükleri arasında olduğunu söylemiştir. Bu iki karar, 2011 yılında İstanbul’da imzalanacak sözleşme için temel teşkil etmiştir.

1998 yılına gelindiğinde ise, yukarıda sözünü ettiğimiz 4320 sayılı kanun çıkartılmış, 2004 yılında ise yapılan Anayasa değişikliği ile Anayasanın 10. maddesine ” Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. ” ibaresi eklenmiştir. Bunların ardından 2011 yılına gelindiğinde, İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin de imzalanmasıyla devletin doğrudan doğruya şiddet konusuna yönelik bir düzenleme yapma yükümlülüğü doğmuştur. Bu yükümlülüğün ve pozitif ulusal hukukumuzda yer alan diğer normların varlığı sayesinde 6284 sayılı Kanun ortaya çıkmıştır.

Kanuna dayanak oluşturan olay ve olguların tarihsel süreçlerinin açıklanmasıyla beraber, tedbirlerinin incelenmesine geçmek mümkündür. 6284 sayılı Kanuna göre tedbirler şiddet mağdurları veya şiddet uygulayanlar hakkında verilir. Şiddet mağdurları ise kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ile tek taraflı ısrarlı takip mağduru kimseler olabilir. Bu kimseler hakkında uygulanacak tedbirler koruyucu ve önleyici olmak üzere ikiye ayrılır. Bu tedbirler, tedbirlerin içeriğine göre ya mülki amir, ya da aile mahkemesi hakimi tarafından verilir. Belirtelim ki söz konusu tedbir kararları, istem olmasa dahi durum gerekiyorsa, resen verilebilir.

Söz konusu tedbirlerden uygulamada en çok karşılaşılanı hakim tarafından verilen önleyici tedbirlerdir. Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması, müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi, korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması ve diğer hakim tarafından verilen önleyici tedbirler, en çok rastlanan tedbirlerdir. Diğer tedbirlerle beraber bunlar, en fazla altı ay için verilebilir ancak gerek duyulması halinde sürenin uzatılması mümkündür. Bu kararlar tamamen gizli olduğu için bunları ifşa etmek kanun gereği bir suç teşkil eder.

Tedbirlere karşı ancak itiraz yoluna gidebilir, sayıca izleyen aile mahkemesi itirazı kesin olarak karara bağlar. Kesinleşen kararlar infazı için başsavcılığa veya kolluğa bildirilir. Bunun haricinde verilen kararın bulunduğu ilin Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi’ne de kararın bir örneği gönderilir.

Bu kanunun öngördüğü tedbirlerle ilgili olarak bilinmesi gereken diğer önemli hususlara da değinmek lazımdır. Öncelikle kararlar, herhangi bir delil veya belge olmadan, doğrudan doğruya istem üzerine verilir. Yani, tedbir kararı alabilmek için yalnızca talepte bulunmak yeterlidir. Söylemek gerekir ki, kararların şiddet uyguladığı iddia edilene tebliğ veya tefhim edilmemiş olması, kararların infazını da engellemez. Haberiniz olmasa da hakkınızda verilmiş bir tedbir kararının uygulanmasına başlanır. Bu kararların uygulanabilmesi için teknik araçlara başvurulabileceğini de belirtelim. Örneğin elektronik kelepçe kullanılmaktadır. Son olarak tedbir kararlarına aykırılığın yaptırımı ise zorlama hapsidir. Zorlama hapsi, ertelenmesi, seçenek yaptırımlara çevrilmesi mümkün olmayan, verildiğinde derhal uygulanan ve sicil kaydına işlenmeyen özgürlüğü bağlayıcı bir yaptırımdır. Kanuna göre ilk kez tedbirlere aykırılık halinde bu yaptırım üç günden on güne kadar verilir. İkinci ve diğer ihlallerde on beş günden otuz güne kadar verilebilir. Ancak toplamda verilecek hapis süresi altı ayı geçemez.

Aşağıda ise bir koruma kararı örneği verilmiştir, önceden belirttiğimiz üzere önleyici tedbir kararları verilmiştir.

Post Author: Hasan Serat Gökçek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir