Site Loader

Sözleşmelerin Kısa Bir Tarihi ve Anayasal Değerlendirmesi

Sözleşmeler, özel hukukun bir parçası olarak tarihin ilkel zamanlarından beri öyle ya da böyle hayatımızın her alanında yer almıştır. Mevcut hukukumuz açısından Roma devletine kadar izlenebilecek bu geçmiş, bir safhasında İslam hukukunun ilkelerine tabi olmuştur. İslam dinin coğrafyamıza girmesiyle söz konusu olan şer’i hukuk, özel hukuk bakımından ayrı hükümler getirmekle sözleşmeleri de etkilemiştir. Yüzlerce yıl bu şekilde geçtikten sonra İslam dinin hukuk kurallarından müteşekkil hukukumuz açısından, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulmasıyla, bambaşka bir sisteme geçme zorunluluğu duyulmuştur. Yapılan inkılaplar çerçevesinde ve 1924 Anayasası’nda yer alan laiklik ilkesine uygun olarak, Türk Kanunu Medenisi ile Borçlar Kanunu, İsviçre’den 1926 iktibas edilmiştir. Nihayetinde 2002 ve 2011 yıllarında sırasıyla Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu yürürlüğe girmiş ve böylelikle hukukun değişmiş ve değişmekte olan yaşam koşulları ile dünya düzenine uyum sağlaması temin edilmiştir.

Yine tarihsel süreçten bakıldığında sözleşmeye ilişkin bir hükmün anayasaya girmesi, 1961 Anayasası’na kadar mümkün olmamıştır. Bu anayasada “Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti” başlığı altında belirtilen: ” Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. ” hükmü, 1982 Anayasası’na aynen alınmıştır. 1982 Anayasası’nda 1961 Anayasası’ndan farklı olarak, bu hürriyetin sınırlanıp sınırlanamayacağına ilişkin bir hüküm yoktur. Ancak Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ve sınırlamanın ancak ilgili maddesinde belirtilen sebeplere bağlı olarak yapılabileceğini öngören hüküm dikkate alındığında, sözleşme yapma hürriyetini sınırlandıran her türlü kanun anayasaya aykırıdır. Buna rağmen, bunların uygulanmaması çok ağır sonuçlar doğurabilecektir. Ancak bu Anayasaya aykırılık halinin giderilmesi gerekmektedir. (Kemal Gözler, “Türk Anayasa Hukuku”, 2019, pp. 126-127)

Günlük Hayat Sözleşmeleri Nedir?

Günlük hayat sözleşmeleri diye bir kavram daha önce hiçbir yerde işitilmemiş olsa da ben bunu kendim uydurarak, yazım için konu seçtim. Günlük hayat sözleşmeleri, gündelik hayatımızda herkesle farkında olmadan veya olarak kurduğumuz çeşitli sözleşmelerdir. Ancak diğer sözleşmelerin aksine bunların kapsamı gündelik ve rutin hayatımızı geçirmemizi sağlayan sözleşmelerle sınırlıdır. Bu sözleşmelerde, sözleşmeden doğan borçların ifası genellikle gecikmeksizin yapılır. Çoğu insan bunların kurulduğunun ve ifa edildiğinden de haberdar değildir. Her an parlayıp parlayıp sönerler.

Çeşitli Örnekler ve Durumlar

Önce belirtelim ki bir lokanta veya restorandan bir yemek sipariş etmek bir satış sözleşmesidir. Ancak bu yemeğin siparişi müşterinin talimatlarıyla söz konusu oluyorsa, burada eser sözleşmesi kurulur. Bununla beraber artık bir eser sözleşmesi haline gelen sözleşmeler için bazı durumlarda sözleşmenin nasıl kurulduğu tatmin edilmesi gereken bir merak olabilir. Örneğin yeni nesil lokmacılarda müşterilere lokmalarının kaç adet olması gerektiği, üzerinde ne tür çikolata ve diğer süslerin bulunmasının lazım olduğu hususlarını belirtmeye yarayan bir kart verilir ve bunun müşterinin tercihi doğrultusunda doldurulması istenir. Burada öncelikle bu durumun yazılı sözleşme olmadığını ve bunun da adi yazılı şekil olmadığını belirtelim, zira TBK md. 15 gereği yazılı şekilde borç altına girenin imzasının bulunması zorunludur. O halde bu ancak yazılı olarak yapılan bir irade açıklamasıdır. TBK md. 8 açısından değerlendirildiğinde müşterinin irade açıklaması kabul mahiyetindedir.

Yukarıdaki örneğe ilaveten sorumluluk hukukuyla ilgili olan bir durum, yine günlük hayattaki sözleşmeler içinde yer alabilir. Kişinin döner yemek için girdiği, çoğu yeri dolu dükkanda yemeğini yedikten sonra dışarıda feci yağmur yağdığı için biraz daha oturur. Zira yanına yağmurdan korunmak için herhangi bir şey almamıştır. Bununla beraber yanında çok sayıda kıymetli evrak da vardır. Dükkan sahibi daha fazla müşteri geleceği inancıyla bu kimseyi oturtmak istemez ve dükkandan çıkması gerektiğini söyler. Bunun üzerine istemeye istemeye dükkandan çıkan kişinin evrakları, sağanak yağmurun etkisiyle tahrip olur. Bu noktada dükkan sahibinin yalnızca satış sözleşmesi dolayısıyla kişilerin dükkanında makul bir süre için durmasına müsaade etme zorunluğu var mıdır sorusu gündeme gelebilir. Buna olumlu cevap vermek gerekir. Bunun esas nedeni, bir sözleşmenin kurulup hüküm ve sonuçlarını doğurmasıyla sözleşme tarafları arasında çeşitli yükümlülükler ve haklar da doğar. Bunların arasında doktrinde “yan yükümlülükler” olarak bilinen iki tür yükümlülük daha vardır. Koruma ve ifaya yardımcı yükümlülükleri şeklinde belirtilen bu yükümlülüklerden bu soruya cevap olanı, koruma yükümlülüğüdür. Koruma yükümlülüğü esasen sözleşme görüşmeleri sırasında başlar, sözleşme sırasında ve sözleşmenin sona ermesinden sonra da varlığını sürdürür. Koruma yükümlülüğüne göre sözleşmenin tarafları, birbirine zarar verici davranışlarda bulunmaktan ve karşı tarafa zarar vermekten kaçınmak zorundadırlar.

Koruma yükümlüğünün kaynağı esasen dürüstlük kurallarıdır, yani TMK md. 2’dir. Yargıtay bir kararında (13. HD, E: 1995/9375, K:1995/9860) bu koruma yükümlülüğünün bir hukuki ilişki olduğunu ve bunun da akit benzeri bir güve ilişkisi olduğunu ifade etmiştir. Yine konuya yönelik başka bir Yargıtay kararında (HGK, E:1992/13-213, K:1992/315) bu koruma yükümlülüğünün kapsamına yalnızca alacaklı değil, alacaklıya veya edime olan yakınlığından dolayı üçüncü kişinin de girebileceği belirtilmiştir. O halde, dükkan sahibi müşterisini dükkandan çıkarmakla bariz bir şekilde dürüstlük kurallarına aykırı davranmış bu da koruma yükümlülüğünün ihlaline yol açmıştır. Müşteri, ya borca aykırılık ya da haksız fiil (doktrinde bu ihlale ilişkin davanın hangi nedenle açılacağı konusunda ihtilaf vardır.) nedeniyle dükkan sahibine karşı dava açabilecektir.

Diğer bir örnek olarak taşıma sözleşmesinden bahsedilebilir. Okula gitmek için metroya veya otobüse binmek de başka bir sözleşme konusudur. Bir öneri niteliğinde olan validatöre kart okutmak kabul iradesinin açıklanmasıdır. Bir taşıma sözleşmesi meydana getirir. Ancak burada taşıma borcunu ifa etmek yükümlülüğü altına giren oradaki vatmanlar ya da şoförler değil, ilgili idaredir. Dolayısıyla validatöre kartın okutulmasıyla kurulan sözleşme, kart sahibinin irade faaliyetiyle meydana gelir. Burada iradenin sözleşmenin diğer tarafına ulaştırılma düşüncesi ve dış dünyaya beyan edilmesi hali yoktur.

Post Author: Hasan Serat Gökçek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir