Site Loader

TARİHSEL GELİŞİMİ VE HUKUKİ ESASI

Anayasa Mahkemesi, 2010 yılında yapılan Anayasa referandumundan önce yalnızca somut ve soyut norm denetimi ile kanunların, TBMM İç Tüzüğünün ve kanun hükmünde kararnamelerin ve Anayasa değişikliklerin yalnızca şekil yönünden Anayasaya uygunluğunu inceleyebiliyor ve Yüce Divan sıfatıyla Anayasada belirtilen kimseleri görevleriyle ilgili işledikleri suçlardan dolayı yargılıyabiliyordu. Ancak Anayasa değişikliğinin de gerekçesinde belirtildiği üzere, her yıl Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne binlerce başvuru yapılmaktaydı ve bunları iç hukuk yoluyla çözülmesi daha etkili bir yol olacaktı. Gerçekten de istatisikler incelendiğinde 2008, 2009 ve 2010 yıllarında toplam 25.536 başvuru yapılmış, bunların 826 tanesi ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlali olarak değerlendirilmişti. Bireysel başvurunun ülkemizce benimsenmesiyle de iç hukuk yollarına bir yenisi daha eklenmiş olacak ve Türkiye AİHM tarafından tazminata mahkum edilmeden veya hakları ihlal edilenler AİHM’e gitmeden, söz konusu ihlaller mümkün olduğu ölçüde Anayasa Mahkemesi tarafından çözülecekti. İfade edelim ki AİHS md. 35/1’de belirtilen ” uluslararası hukukun genel olarak kabul edilen ilkeleri uyarınca iç hukuk yolları” arasında bireysel başvuru da yer almaktadır. Hukukumuza kazandırılmak istenen bireysel başvuru kurumu, Polonya ve Almanya gibi Avrupa ülkelerinde de değişik lafızlarla çoktan bulunmaktaydı.

Uzun bir referandum sürecinin ardından çoğunluğun kabulü ile 2010 yılının mayısı ayında Anayasada yapılan değişiklik ile bireysel başvuru “de lege lata” hale geldi. Bununla birlikte bireysel başvuru müessesi 2012 yılının eylül ayına kadar yürürlük kazanamamıştır. Zira 2949 sayılı Kanunu ilga ederek, 2011 yılında yürürlüğe giren 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun bireysel başvuruya ilişkin hükümlerinin yürürlüğünü 23 Eylül 2012 olarak kararlaştırmıştır. İfade edelim ki 6216 sayılı Kanunun tasarısının 49. maddesinin 6. maddesinde bireysel başvuruyu incelemekle görevli olan bölüm, bunu Anayasa aykırı görürse genel kurulda iptal istemiyle dava açabileceği öngörülmüştü. Fakat bu hüküm, TBMM Anayasa Alt Komisyonunda tasarıdan çıkarılmıştır, nitekim Anayasanın 6. maddesi hiç kimsenin kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağını açıkça belirtmiştir. Dolayısıyla bu hüküme, asıl tasarıda yer verilmemiştir.

Bireysel başvuru, Avurpa İnsan Hakları Sözleşmesinde ve Anayasada yer alan temel haklardan birisinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğinde ve bu ihlale karşı tüm kanun yolları tüketildiğinde, ihlalin sonuçlarını gidermek üzere başvurulabilecek bir müessesedir. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru bir kanun yolu değildir. Anayasada bu durumundan olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerektiği şeklinde bahsedilmiştir. Olağan kanun yolları ise, yargılamanın iadesi ve kanun yararına bozma dışında kalan, kesinleşmemiş kararlara veya idari işlemler ile idari eylemlere yönelik yapılan itirazlardır. Bu açıdan bireysel başvuru bir kanun yolu değildir, ancak doğrudan başvurulabilen takdire bağlı bir hukuk yoludur.

BİREYSEL BAŞVURUNUN YAPILMASI VE DEĞERLENDİRİLMESİ

Bireysel başvurunun nasıl yapılacağına ilişkin hususlar 6216 sayılı Kanunda ve Anayasa Mahkemesi içtüzüğünde yer almaktadır. Öncelikle başvuruda bulunabilmek için Türk vatandaşı olmaya gerek yoktur, mukabiliyet esası da gözetilmediğinden her yabancı bireysel başvuru yapabilecktir. Ancak bunun tek istisnası Türk vatandaşlarına tanınan haklardır. Bu haklara ilişkin, yabancılar bireysel başvuruda bulunamaz. (6216 sk. md. 46) Başvuru, başvuru yollarının tükendiği veya başvuru yolu yoksa ihlalin öğrenildiği otuz gün içinde yapılması gerekmektedir. Mücbir sebep, hastalık ve benzeri hallerde mazeretin belgelenmesi kaydıyla başvuru otuz günlük süreden sonra on beş gün içinde de yapılabilmektedir. (6216 sk. md. 47) Başvurular, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünde gösterilen form kullanılarak yapılır. Başvuru, Anayasa Mahkemesine ulaşıp işleme alınmasının ardından yalnızca şekil yönünden Bireysel Başvuru Bürosu tarafından incelenir. Şekil yönünden eksiklik bulunan başvurulara tamamlattırılması için on beş günlük kesin süre verilir. (İçtüzük md. 66) Bunun ardından iki kişiden oluşan bir komisyon tarafından kabul edilebilirlik incelemesi yapılır. Komisyonlarda oybirliği ile karar alınır. Kabul edilmezlik kararı kesindir. Kabul edilebilirlik incelemesinde başvuru yollarının tüketilip tükedilmediği, hakkın kamu gücü tarafından ihlal edilip edilmediği, hakkın AİHS’de yer alan bir hak olup olmadığı gibi, Kanunun 45. maddesinde yer alan hususlar hakkında inceleme yapılır. Bunun yanı sıra 47. maddede yer alan usule ilişkin kurallara uyulup uyulmadığı da değerlendirilir. (6216 sk md. 48)

Kabul edilebilirlik incelemesinin ardından esas hakkındaki inceleme süreci başlar. Bu süreç, başvurunun tevdi edildiği bölüm tarafından yapılır. Ancak verilecek kararın önceki bir karar ile çelişmesi söz konusuysa veya konunun niteliği itibariyle Genel Kurul tarafından görülmesi gerekiyorsa, başvuru Genel Kurul tarafından da karara bağlanabilir. (İçtüzük md. 28) Başvuruyu değerlendiren birim, hakkın ihlal edilip edilmediğine yönelik her türlü araştırmayı yapabilir, her türlü kuruluştan ve kişiden her türlü belge ve bilgiyi isteyebilir. (İçtüzük md. 70) İnceleme kural olarak dosya üzerinden yapılır ancak gerek görülürse duruşma da açılabilir. (6216 sk. md. 49)

KARAR

Eğer bölüm veya Genel Kurul bir ihlal olduğu sonucuna varırsa, duruma göre üç tür karar vermesi mümkündür. Bu kararların amacı, durumun mümkün olduğunca eski hale getirilmesidir. Ancak Mahkeme idarenin takdir yetkisini kısıtlayacak, yerindelik denetimi biçiminde veya idari işlem ya da eylem niteliğinde kararlar veremez. (6216 sk. md. 50) Mahkemenin ihlali gidermek için verebileceği kararlara yönelik genel ilkeler, Mahkeme tarafından Mehmet Doğan Başvurusu ( 2014/8875)’nda ortaya konmuştur. Bununla beraber, ilk giderim yolu yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili merciye gönderilmesidir. Bunun yeniden yargılama yerine yeniden soruşturma şeklinde göründüğü durumlar da vardır. Yeniden yargılama yapılması ile yargılamanın yenilenmesinin birbirinden farklı olduğu, Anayasa Mahkemesince yukarıda anılan kararda ifade etmiştir. Yeniden yargılama halinde, ilgili mahkemenin konuya ilişkin hiçbir takdir yetkisi yoktur. İhlal sonuçlarını giderecek şekilde yeni bir karar almak zorundadır. Mahkeme, yeniden yargılama yapılmasının mümkün olmadığı halde tazminata veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilmesine hükmedebilir. Tazminat, manevi ya da maddi nitelikte olabilmektedir. Ancak genel mahkemelerde dava yolunun açılmasının tek bir örneği vardır, bunun haricinde buna ilişkin yayımlanmış bir karar yoktur.

KAYNAKÇA

  • https://www.echr.coe.int/Documents/Stats_analysis_2010_ENG.pdf
  • https://www.echr.coe.int/Documents/Annual_report_2008_ENG.pdf
  • https://www.echr.coe.int/Documents/Stats_violation_2009_ENG.pdf
  • https://www.echr.coe.int/Documents/Stats_violation_2010_ENG.pdf
  • https://www.bundesverfassungsgericht.de/EN/Verfahren/Wichtige-Verfahrensarten/Verfassungsbeschwerde/verfassungsbeschwerde_node.html
  • http://www.ordines.it/wp-content/uploads/2017/08/serhanova-ROMYO-VERsION-copia.pdf
  • Bireysel Başvuruya Konu Olmayacak İşlemler ve Kararlar. (2013). Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 0, 189. Retrieved from https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/155545
  • “Bireysel Başvuru Kararlarının İcrasına İlişkin Düzenlemeler Ve Kurumsal Yapılanma İhtiyacı.” Anayasa Mahkemesi. Erişim tarihi, 2 Ocak 2020. https://www.anayasa.gov.tr/media/4426/9.pdf.

Post Author: Hasan Serat Gökçek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir