Site Loader

A) 5651 Sayılı Kanun Öncesi İnternet ve Bilişim Alanındaki Düzenlemeler

5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun, internetin bu denli hayatımızın içinde olduğu, her anımızda bize eşlik ettiği bir dönemde olmazsa olmaz denilebilecek türden bir hukuk normudur. Kanunun amacı, Kanunun birinci maddesinde belirtilmiştir. Buna göre Kanun , içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı, erişim sağlayıcı ve toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülük ve sorumlulukları ile internet ortamında işlenen belirli suçlarla içerik, yer ve erişim sağlayıcıları üzerinden mücadeleye ilişkin esas ve usulleri düzenlemektedir. Ancak her şeyden önce bu Kanunun öncesine ve TBMM sürecine değinmek gerekir. Hemen belirtelim ki, 2007 yılından önce internetten ziyade “bilişim” alanıyla ilgili düzenlemeler yapılmıştı. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’na 1991 yılında “on birinci bap” altında 525/a,b,c ve d maddeleri eklenmişti. Söz konusu düzenlemeler, her ne kadar “bilişim” ibarelerini taşısa da internete de uygulanmaları da bir gereklilikti. Bu maddeler, bir bilişim sistemine sadece girmiş olmayı bir suç olarak düzenlememekle beraber bir bilişim sistemine zarar vermeyi, bilişim sisteminin içindeki verileri ele geçirmeyi, nakletmeyi veya bunları değiştirmeyi ya da bunlara zarar vermeyi cezalandırmaktaydı. Bu suçlar, benzer şekilde düzenlenerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda da kendisine yer bulmuştur.

a) 5651 sayılı Kanun Öncesi Uluslararası ve Ulusal Hukuk, Çeşitli Görünümler

2007 yılı öncesinde, yani 5651 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce, internet alanına yönelik düzenlemeler Türk Ceza Kanunu’nu haricinde ulusal hukukumuzda değil, uluslararası hukukta yer almaktaydı (Günümüzde de bu hukuk belgeleri yürürlüktedir.). Bu açıdan internet ile ilgili önemli konular “gizlilik”, “sibersuçlar” ve “ifade özgürlüğü” şeklinde üç ayrı grupta incelenebilir. Gizlilik konusu esasen internet alanında yeni bir problem olup, internetin yaygınlaşmasıyla bağlantılı olarak kişisel verilerin internet ortamındaki süjelerde ne derece ve ne kadar güvenli bir biçimde saklanıyor ya da korunuyor olduğu veya bu süjelerin bu verileri hangi koşullar altında paylaşabildiği sorusunun bir ürünüdür. Zira günümüzde dünya nüfusunun %45’nin yani 3.48 milyar kişinin sosyal medya kullanıcısı olduğunu1Halil Bayrak, “2019 İnternet Kullanımı ve Sosyal Medya İstatistikleri,” Dijilopedi, Erişim Tarihi 16 Mart 2020, https://dijilopedi.com/2019-internet-kullanimi-ve-sosyal-medya-istatistikleri/ göz önünde tutarsak, kişisel verilere dair yukarıdaki soruların cevaplanmasının önemi de ortaya konmuş olacaktır. İnternet üzerindeki gizlilik meselesi Avrupa Birliği için GDPR adı verilen “Genel Veri Koruma Yönetmeliği” ile 2016 yılında Avrupa Parlamentosu tarafından düzenleme altına alınmıştır. Ülkemiz ise aynı yıl söz konusu yönetmelikten önce 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nu yürürlüğe sokmuş, bir bağımsız idari otorite olarak Kişisel Verilerin Korunması Kurumunu kurmuştur. Kaldı ki GDPR, 25 Mayıs 2018 tarihinde2https://gdpr-info.eu/art-99-gdpr/ yürürlüğe girmiştir. Bundan da altı yıl önce, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halkoylamasıyla kabul edilen 5982 sayılı Kanun ile Anayasanın 20. maddesine eklenen üçüncü fıkra hükmünde herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere gizlilik alanı oldukça yeni bir alan olmakla birlikte ülkemizin önemsediği bir konudur. Fakat burada tarihsel açıdan önem arz eden belgeler, 1980 tarihli OECD ülkeleri tarafından kabul edilen “Kişisel Alanın ve Sınır Aşan Kişisel Bilgi Trafiğinin Korunmasına İlişkin Rehber İlkeler” ve 108 sayılı Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi’dir. Ülkemiz bu sözleşmeye 1981 yılında imza koymuştur. Ancak bu sözleşmenin onaylanması ve onaylamanın kanunla uygun bulunması ise ancak 2016 yılında mümkün olmuştur. Bu sözleşme de 1 Eylül 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir3https://humanrightscenter.bilgi.edu.tr/tr/content/157-kisisel-verilerin-otomatik-isleme-tabi-tutulmas-karssnda-bireylerin-korunmas-sozlesmesi/ . Diğer önemli kaynak ise 24/10/1995 tarihinde yürürlüğe konulan 95/46/EC sayılı Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyi direktifidir4https://eur-lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995L0046:en:HTML.

Sibersuçlar ya da bilişim suçları ise 5651 sayılı Kanunla ilintili bir konudur. Bilişim suçları yukarıda da belirttiğimiz üzere 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş olsa da bu suçların internetteki ve kamuya yansıyan boyutunun 5651 sayılı Kanun tarafından ele alındığını söylemek mümkündür. Bilişim suçları esasen “Bilgileri otomatik işleme tabi tutan veya verilerin nakline yarayan bir sistemde gayri kanuni, gayri ahlaki veya yetki dışı gerçekleştirilen her türlü davranış5https://internet.btk.gov.tr/bilisim-hukuku-ve-bilisim-sucu.” tanımlanmıştır. İfade edelim ki, 5651 sayılı Kanun kapsamına giren suçlar, genellikle yetkisiz bir biçimde bilişim sistemine girmek şekliyle işlenmez. Ancak bunun dışındaki “ahlak dışı” veya “kanunsuz” davranışlar, bu yazının konusunun bir parçasını teşkil etmektedir. Bilişim suçlarına ilişkin uluslararası belge, “Sibersuçlar Sözleşmesi”dir. Bu sözleşme 23 Kasım 2001 tarihinde imzaya açılmış olup ülkemiz 2010’da bunu imzalamış, Türkiye’de yürürlüğe girmesi ancak 2015 yılında mümkün olmuştur. Sözleşme aynı zamanda bu konu üzerindeki ilk uluslararası sözleşme olma özelliğini taşımaktadır. Sözleşmeye göre tarafların genel olarak görevleri şu şekildedir6https://rm.coe.int/CoERMPublicCommonSearchServices/DisplayDCTMContent?documentId=0900001680081561:

  • Bilişim sistemlerine yönelik belirli davranışları suç haline getirmek,
  • Ülkedeki kovuşturma görevlilerine bilişim suçlarını soruşturmak ve her türlü elektronik delili alma imkanı tanıyan soruşturma usulleri oluşturmak ve bu usulleri kovuşturma görevlilerine erişilebilir kılmak,
  • Sözleşmede tanımlanan suçları işleyen suçlular için iade konusunda destek vermeyi da kapsayan geniş çaplı uluslararası nitelikte bir yardımlaşma öngören bir sistem oluşturmak.

Son olarak ifade edelim ki, mesafeli suçlar olarak da bilinen hareketin başka bir ülkede, neticenin başka bir ülkede gerçekleştiği suçlara internet üzerinden işlenen suçlar da örnek verilebilir. Mesafe suçları, hangi ülkenin cezalandırma yetkisine sahip olduğu hususunda büyük tartışma yaratırken günümüzde kabul edilen görüş karma teori adı verilen ve TCK md. 8/1’de benimsenen görüştür. Buna göre neticenin veya hareketin, herhangi bir kısmı ülkede işlenmişse, bu suç ülkede işlenmiş sayılır. Ancak başka ülkeler de aynı şekilde bir çözüm öngördüğü için, “ilk yetişen alır” mantığıyla ilgili sorunlar çözümlenmektedir. Söz konusu internet olunca şüphesiz bu daha da büyük problemlere yol açacak, hatta yüzlerce devleti ilgilendirebilecektir. Hal böyle olunca, devletler arası uzlaşmaya ve anlaşmaya önem verilmeli, buna yönelik çalışmalar yapılmalıdır7Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2019, s. 147 – 148.

İfade özgürlüğü ya da düşünce ve kanaati açıklama ve yayma hürriyeti üzerinde fazlaca düşünülmüş, yazı yazılmış özgürlüklerden birisidir. Başlı başına büyük bir önem arz eden bu özgürlüğün, internetteki görünümü de bir o kadar önemlidir. Sosyal medya çağında, insanların düşünceleri ve kanaatler kağıtlar üzerinde değil, pikseller üzerinde yer almaktadır. İşte üç ayrı ifade türünden oluştuğu ileri sürülen ifade hürriyetinin “sembolik ifade” kısmı, 5651 sayılı Kanunu yakından ilgilendirmektedir8Doğan Kılınç, “Türk Hukukunda ve Mukaeyeseli Hukukta İnternet Sitelerine Erişimin Engellenmesi ve İfade Hürriyeti,” Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 14(2010):436. Hukukumuzda ilk defa 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda “kelam hürriyeti” adıyla yer verilen bu hürriyet9Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa 2019, s. 158, 1961 ve 1982 Anayasasında da kendisine yer bulmuştur. Anayasamız düşünce ve kanaati açıklama hürriyetinin, maddesinde belirtilen şartlarla yalnızca kanunla sınırlanabileceğini öngörmüştür. Aşağıda değinecek olduğumuz tedbirler, esasen bu duruma yöneliktir. Öte yandan uluslararası alanda başlıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Medeni ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmeye değinmek mümkündür. Bu metinleri da insan hakları veya temel haklar ve hürriyetler başlığı altında incelenen önemli hukuk belgeleridir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 4 Kasım 1950 tarihinde Türkiye tarafından imzalanmıştır, 1954 yılında ülkemizde yürürlüğe girmiştir. İfade özgürlüğü, sözleşmenin onuncu maddesinde düzenlenmiştir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ise 10 Aralık 1948 tarih ve 217A (III) sayılı kararıyla ilan edilmiştir. Türkiye’de 1949 yılında yürürlüğe girmiştir10https://humanrightscenter.bilgi.edu.tr/tr/content/27-birlesmis-milletler-diger-belgeler/. Medeni ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ise 1966 yılında imzaya açılmıştır, Türkiye bunu 2000 yılında imzalamış, bu sözleşme ülkemizde 23 Aralık 2003’te yürürlüğe girmiştir.

b) Kanunun Teklif Edilmesi, Kabul Edilmesi ve Gerekçesi

Belirttiğimiz üzere Kanun, 2007 yılında yürürlüğe girmiştir. Anımsayacak olursak 2007 Ekim ayına kadar parlamenter sistem mevcuttu, bunun ardından halk oylamasıyla geçilen sistemin bir “yarı başkanlık” sistemi olduğu ifade edilmektedir11Fevzi Demir, Anayasa Hukuku (Genel Hükümler ve Türk Anayasa Hukuku), İzmir 2017, s. 162 – 163. İşte bu iki hükümet sisteminde de mevcut olan Bakanlar Kurulunun kanun tasarısı verme yetkisi Anayasanın 88. maddesinden kaynaklanmaktaydı. İşte söz konusu kanun da Başbakanlık tarafından TBMM’ya bir kanun tasarısı olarak 12 Şubat 2007’de verildi. Bu tasarının adı ise “Elektronik Ortamda Suçların Önlenmesi ile 2559 ve 2937 sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” idi. Ardından adı, alt komisyonda günümüzdeki haline değiştirilmiştir. Kanunun gerekçesinde ve TBMM’de siyasi parti grupları tarafından yapılan açıklamalarda ortak olarak Anayasanın 41. maddesine sıklıkla ve özellikle değinilmiştir. Bu Kanunun esasen aileyi ve gençliği koruyucu yanının ağır bastığı, Anayasanın 58. maddesine göre Devletin temel görevlerinden birisinin gençleri korumak olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda uyuşturucudan, fuhuştan ve kumardan da gençlerin uzak tutulmasının ve bunlardan korunmasının önemi vurgulanmıştır. Ayrıca çocuklar 5395 sayılı Kanun veya Küçükler Muzır Neşriyattan Korunma Kanunu gibi Kanunlarla korunsa da, bilişim teknolojilerindeki yaşanan hızlı gelişmenin bu alana yönelik münhasır bir koruma gerektireceği de dile getirilmiştir. Son olarak Komisyonda koruma tedbiri istenebilecek suçlar arasına, yani Kanunun 8. maddesine 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda  suçlar da eklenmiştir. Böylelikle Kanun, 4 Mayıs 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiş, 23 Mayıs 2007 günü Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Fakat üçüncü ve sekizinci maddeleri ise bundan altı ay sonra yürürlük kazanmıştır.

B) İnternet Süjeleri ve Sorumlulukları ile Öngörülen Koruma Tedbirleri ile İdari Tedbirler

a) İnternet Süjeleri ve Bunların Sorumlulukları (5651 s. Kanun/4, 5, ve 6. maddeler)12Demirbaş, s. 417 – 419

Kanundaki tanımları yapan 2. maddede internet süjeleri olarak da adlandırılan ve birinci maddede amaç ve kapsam açıklanırken değinilen içerik sağlayıcı, erişim sağlayıcı ve yer sağlayıcı 5651 sayılı Kanun’un aktörleri konumundadırlar. Kanun, bunlardan her birisinin sorumluluğunu düzenlemiştir. Buna göre ilk olarak erişim sağlayıcının sorumluluğu gündeme gelmektedir. Erişim sağlayıcı, kullanıcılarına internet ortamına erişim olanağı sağlayan her türlü gerççek veya tüzel kişileri ifade eder. Bu kimseler, kendisi aracılığıyla erişilen bilgilerin içeriklerinin hukuka aykırı olup olmadıklarını ve sorumluluğu gerektirip gerektirmediğini kontrol etmekle yükümlü değildir. Ancak sorumluluğun düzenlendiği altıncı maddede bunun yanı sıra birtakım yükümlülükleri de bulunmaktadır. Erişim sağlayıcıları, usulüne uygun olarak haberdar edildiği takdirde erişimin engellenmesini sağlamak, trafik bilgilerini en az altı ve en fazla iki yıl olmak üzere saklamak ve faaliyetine son vereceğini üç ay öncesinden müşterilerine bildirmek ve trafik bilgilerini Kuruma teslim etmek ile yükümlüdür.

Öte yandan yer sağlayıcılar ise Hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten gerçek veya tüzel kişilerdir. Bunlar günlük hayatta karşımıza “hosting” firmaları olarak çıkmaktadır. Bunların sorumlulukları yoktur, yalnızca 8. ve 9. maddeye göre haberdar edildikleri takdirde içeriği yayından çıkarmakla yükümlüdürler. Aynı erişim sağlayıcıları gibi yer sağlayıcılarının da trafik bilgilerini tutma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bunlar asgari bir ve azami iki yıldır. İçerik sağlayıcılar ise bir anlamda herkestir. İçerik sağlayıcı, internet ortamı üzerinden kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten, değiştiren ve sağlayan gerçek veya tüzel kişileri ifade eder. Düşünüldüğünde herkes öyle ya da böyle internet ortamına bir içerik veya veri sağlamaktadır. O yüzden kanunkoyucu, içerik sağlayıcıyı, diğerlerinin aksine içerik sağlayıcıyı içeriğinden sorumlu tutmuştur. Bu mantıklı bir yaklaşımdır. Zira yer sağlayıcıdan veya erişim sağlayıcıdan, milyonlarca kullanıcının ne yapıp yapmadığını takip etmelerini istemek mümkün değildir. Her saniye internet ağına yeni bir bilginin eklendiği ve bunun da milyonlarca kişi tarafından aynı anda yapıldığı göz önünde tutulduğunda durumun imkansızlığı daha da netleşmektedir. İçerik sağlayıcının sağladığı içerikten sorumluluğu bu sebeple mantıklıdır. Fakat bazı hallerde, içerik sağlayıcı belirli bir sayfaya yönlendiren bir “link” paylaşabilir. Bu durumda kural olarak içerik sağlayıcı, yönlendirdiği sayfadaki içerikten sorumlu değildir. Sorumluluğun doğması için içerik sağlayıcının, paylaştığı “link”teki içeriği benimsediğinin ve buna açıkça ulaşmasını sağladığının açıkça belli olması gerekir. Bu halde sorumluluk genel hükümlere tabidir.

İçerik sağlayıcının sorumluluğu karşımıza en çok sosyal medya yönüyle çıkmaktadır. Sosyal medyada ise en hakaret, tehdit, dolandırıcılık, suçu ve suçluyu övme, cumhurbaşkanına hakaret gibi suçlar söz konusu olmaktadır. İşte, artık gündelik olarak bu tür suçların sosyal medya üzerinden işlendiği düşünülürse, neyin içerik sağlamak olduğunun tespiti gerekir. Prof. Dr. Mustafa Ruhan Erdem’e göre bir içeriğin sosyal medyada beğenilmesi onun içerik olarak sağlandığı anlamına gelmez, aynı şekilde paylaşmak da bu bağlamdadır. Kişinin bir içeriği kopyalarak kendi sayfasında paylaşması halinde o kişi içerik sağlayıcı olur. Zamanaşımı yönündense Yargıtay uygulaması, içeriğin internette kaldığı müddetçe zamanaşımının işlemeyeceği şeklindedir.

b) Kanundaki Koruma Tedbiri ile İdari Tedbir (Erişimin Engellenmesi)

Kanunun öngördüğü tedbir erişimin engellenmesi tedbiridir. Erişimin engellenmesi internet ortamında yayın yapan bir siteye girişin çeşitli yöntemlerle engellenmesidir13Kılınç, s. 408. Erişimin engellenmesi tedbiri Kanundaki muhtelif maddelerin ihlali halinde verilmekte ve hangi makam tarafından verildiğine göre idari tedbir veya koruma tedbiri adını almaktadır. Esasen erişimin engellenmesinden önce içeriğin yayından çıkarılması da talep edilebilir, ancak bunun olmaması halinde erişimin engellenmesi kararı verilir. Erişimin engellenmesi kararları, Kanunun 8, 8/A, 9 ve 9/A maddelerinde başvurulacak bir vasıta olarak yer almaktadır.

Kanunun sekizinci maddesi bir dizi suçtan söz etmektedir. Bu suçlar intihara yönlendirme , çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, sağlık için tehlikeli madde temini, müstehcenlik, fuhuş, kumar oynanması için yer ve imkân sağlama suçları ile 5816 sayılı Kanundaki suçlardır. Bu suçların varlığı halinde yeterli şüphe olması halinde, soruşturma evresinde sulh ceza hakimi, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısı da bu tedbiri verebilir. Karar 24 saat içinde hakim onayına sunulur. Karara, CMK hükümleri uyarınca itiraz edilebilir. Bununla birlikte karar mümkün olduğu ölçüde yayın yapıldığı bölüm, adres üzerinden verilir. Bunun mümkün olamaması halinde, tüm siteye erişim engellenir. Koruma tedbiri olarak erişimin engellenebilmesi için kararda siteyle ilgili yer alması gereken bilgiler, İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesine Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 15. maddesinde gösterilmiştir. Bunlar arasında teknik olarak şu üç bilgi yer almalıdır: Sitenin URL adresi, alan adı ve IP adresi14Kılınç, s. 408 – 409.

Bunlar haricinde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı da Kanunda belirtilen hallerde re’sen erişimin engellenmesi kararı verebilir. Kanunun 8. maddesinin 4. fıkrasına göre çocukların cinsel istismarı, müstehcenlik ve fuhuş suçları için Başkan re’sen idari tedbir olarak erişimin engellenmesine karar verebilir. Bunun haricinde yaşam hakkı ile kişilerin can ve mal güvenliğinin korunması, millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi veya genel sağlığın korunması sebeplerinden bir veya bir kaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhurbaşkanı veya Bakanların talebi üzerine Başkan da, hakimin yanı sıra karar verebilir. Bu karar, yirmi dört saat içinde hakim onayına sunulur (Kanun’un 8/A Maddesi)

Öte yandan kişilik hakkın ihlal edilmesi veya özel hayatın gizliliğine saygı duyulmaması hallerinde de erişimin engellenmesi tedbiri hakimden talep edilebilir (9 ve 9/A maddeleri). Burada hakkı ihlal edilen kimse, içerik veya yer sağlayıcısına doğrudan başvurarak içeriğin çıkarılmasını talep edebileceği gibi, sulh ceza hakiminden erişimin engellenmesi kararı vermesini de isteyebilir. Öncelikle burada kişilik hakkına değinmekte fayda vardır. Kişilik hakkı, insanın insan olması dolayısıyla kendisinden ayrılmaz biçimde sahip olduğu mutlak bir haktır. Tüzel kişiler de niteliklerine uygun olarak bu hakka sahiptirler 15Kemal Oğuzman, Özer Seliçi ve Saibe Oktay – Özdemir, Kişiler Hukuku (Gerçek Ve Tüzel Kişiler), İstanbul 2016, s. 161; Hasan Serat GÖKÇEK, “”Yeni” Medya ve “Yeni” Hukuk,” Mütalaa.net, s. 15. İşte bu bakımdan çeşitli örneklerle bunu somutlaştırmamız mümkündür. Kişinin, şeref ve haysiyeti, resmi, sesi, vücut bütünlüğü, yaşama hakkı, hepsi bu hakkın birer değeridir. Bir kimsenin hakkınızda sizin “ırz düşmanı” olduğunuza dair alenen hakaret etmesi halinde, Kanunun dokuzuncu maddesinde bulunan bu hakkı işletip, sayfanın erişime engellenmesini sağlayabilirsiniz. Kanunun 9. maddesinde tanınan bir diğer hak ise özel hayatın gizliliğinin ihlali halindedir. Belirtelim ki, ayriyeten özel hayatın gizliliğinin ihlalinin sonuçlarını ayrı bir madde olarak eklemek yerinde bir düzenleme değildir. Zira kişilik hakkı, özel hayatın gizliliğini zaten kapsamaktadır. Özel hayatın gizliliğinin ihlali konusuna somut bir örnek olarak, bir avukatın canlı yayında uyuması ve bunun görüntülerinin kaydedilip bir sözlük sitesinde paylaşılması durumu verilebilir. Burada avukatın, 9/A maddesinde yer alan vasıtadan yararlanması yerindedir. Böylelikle, sözlüğün ilgili sayfalarına erişim engellenebilecektir. Ki, karar üstüne sözlük yönetimi bahsi geçen gönderileri silmiştir. Aynı zamanda Başkan da, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde özel hayatın gizliliğinin korunması adına erişimin engellenmesi kararı verebilir.

C) Yararlanılan Eserler

  1. BAYRAK, Halil. “2019 İnternet Kullanımı ve Sosyal Medya İstatistikleri.” Dijilopedi. Erişim Tarihi 16 Mart 2020. https://dijilopedi.com/2019-internet-kullanimi-ve-sosyal-medya-istatistikleri/
  2. DEMİRBAŞ, Timur. Ceza Hukuku Genel Hükümler. Ankara 2019. s. 147 – 148.
  3. DEMİR, Fevzi. Anayasa Hukuku (Genel Hükümler ve Türk Anayasa Hukuku). İzmir 2017. s. 162 – 163.
  4. GÖKÇEK, Hasan Serat.””Yeni” Medya ve “Yeni” Hukuk.” Mütalaa.net, s. 15.
  5. GÖZLER, Kemal. Türk Anayasa Hukuku. Bursa 2019. s. 158.
  6. KILINÇ, Doğan. “Türk Hukukunda ve Mukaeyeseli Hukukta İnternet Sitelerine Erişimin Engellenmesi ve İfade Hürriyeti.” Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 14(2010):436.
  7. OĞUZMAN, Kemal, Özer Seliçi ve Saibe Oktay – Özdemir. Kişiler Hukuku (Gerçek Ve Tüzel Kişiler). İstanbul 2016. s. 161.

Post Author: Hasan Serat Gökçek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir