Site Loader

I. SÜREÇ İLE İLGİLİ GENEL DEĞERLENDİRMELER

Covid-19 illeti, aylardan beri dünyayı görünüşte vahim ama özünde tesirsiz bir şekilde etkisi alına almıştır. Bu virüsün yayılmasını, insanları daha fazla etkilemesinin önüne geçmek üzere her devlet kendince bir takım tedbirler alma zorunluluğu duymuştur. Bu bakımdan alınacak tedbirler siyasi birer tercihten öteye gitmezse de bu tedbirlerin alınması ve uygulanmasında izlenecek usul, idare, anayasa ve hatta ceza hukukuna uygun olmalıdır.

Ülkemiz ise, yazımızda belirttiğimiz gibi bu virüse karşı kendi çapında tedbirlerini almış ve maalesef bu tedbirlerin hukuka uygunluğu konusunda kimse (Kemal Gözler hocamı ve varsa adlarını bilmediğim diğer hukukçuları tenzih ederek) sesini çıkartmamıştır. Bu tür zoraki, eğreti tedbirlerden nasibini göz bebeğimiz Alsancak da almıştır. “Sokağa çıkma kısıtlaması” gibi uygulamalar ile dolaylı, “maske cezası” gibi tuhaf idari yaptırımlar ile doğrudan bir etkisi olmuştur alınan önlemlerin. Öte yandan sosyal mesafe kuralları denilen kuralların yaptırım altına alınabilirliği ise değerlendirilmesi gereken ayrı bir konudur.

II. COVID-19 İDARİ YAPTIRIMLARINA İLİŞKİN DEĞERLERNDİRME

Anayasamız 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerini sayarken, bu devletin bir hukuk devleti olduğunu belirtmiş, bunun bir sonucu olarak 38. ve 123. maddelerinde öncelikle suç ve cezaya ilişkin genel esaslar getirilerek anayasal boyutta güvenceler belirlenmiş, ardından idarenin bir bütün olup kanunla düzenleneceği ifade edilmiştir1Bahtiyar Akyılmaz, Murat Sezginer, Cemil Kaya, Türk İdare Hukuku, Ankara 2020, s. 112; Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Ankara 2019, s. 135; Şeref Gözbüyük, Yönetim Hukuku, Ankara 1998, s. 24; Ali Ulusoy, Yeni Türk İdare Hukuku, Ankara 2019, s. 87; Anayasanın bütünlüğü ilkesi de göz önünde tutularak, cumhurbaşkanınca kararname ile düzenlenmesi gereken münhasır konular ile Anayasanın 104/17 maddesinde belirtilen haller ve kamu tüzelkişiliğinin kanunun yanı sıra cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile de kurulabiliyor olması, kanuni idare ilkesinin, idarenin yetki ve teşkilatının kanuna dayanması yönünden bir istisnasını teşkil etmektedir.. Anayasanın 38. maddesindeki güvenceler esasen ceza hukukuna tabi haksızlıklara, yani suçlara uygulansa da bir hukuk devleti olmanın gereği olarak bunları idari yaptırımlar için de uygulamak bir zorunluluktur2Burcu Erdinç, ” İdari Yaptırımların Kavramsal Çerçevesi ve Cezai Yaptırımlarla Karşılaştırılması,” Ankara Barosu Dergisi, 2, 10(2012): 252. O halde ilgili maddede yer alan “suç ve cezaların kanuniliği”, “ceza sorumluluğun şahsiliği”, “masumiyet karinesine saygı”, gibi ilkeler de idari ceza hukukunda uygulama alanı bulacaktır3Ulusoy, s. 545; İdari ceza hukuku yerine alternatif kavramlar için bkz: Erdinç, s. 257. İdari yaptırımlara ilişkin genel hükümleri içeren Kabahatler Kanunu’nun4Kabahatler Kanunu’nun bütün tipteki idari suç ve cezalar için genel hüküm niteliğini taşıması ve idari yaptırımları sınırlı bir biçimde ele alması kanımızca doğru değildir, doktrinde ve uygulamada idari cezaların kabahatler, regülatif cezalar gibi ayrımlara tutulduğu görülmektedir. Bir değerlendirme için bkz: Murat Ekinci, “Ceza Hukuku İlkeleri Açısından İdari Yaptırımlar,” Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 3(2017):29 4. maddesinde “suç ve cezaların kanuniliği” ilkesine idari düzeni ihlal edici fiiller için daha gevşek bir şekilde yer verilmişse de, yaptırımlar için aynen öngörülmüştür. Buna göre, idari ihlaller bakımından kanunun çerçeve niteliğinde bir hüküm ihdas edebilmesi mümkündür. Böylelikle bu hükme hangi davranışların aykırı olduğu, hangi tür davranışların cezalandırılacağı idarenin düzenleyici işlemleriyle belirlenebilecektir. Ancak, bu fiiller karşılığı uygulanacak yaptırım mutlaka kanun tarafından açık bir biçimde belirtilmelidir. Buraya kadarki anlatım, uygulanmakta olan yaptırımların dayanağının bulunması bakımından önem taşımaktadır. Zira bize yansıyan kadarıyla yaptırımların düzgün hukuki dayanağı yoktur. Bununla birlikte, bu tür fiilleri idari suç konusu yapan düzenlemeler aynı zamanda anayasaya da uygun olmak zorundadırlar (Anayasa md. 11)5Oğuz Sancakdar, Lale Burcu Önüt, Eser Us Doğan, Mine Kasapoğlu Turhan, Serkan Seyhan, Türk İdare Hukuku, Ankara 2019, s. 677 vd.. Burada aslen ifade edilmek istenen şey, idarenin kanunun açıkça verdiği yetkiyle donatılmış olmasının yanı sıra bu yetkilendirmenin anayasal sınırlar içerisinde yapılmış olmasıdır. Bu bakımdan, temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanabileceğinin açıklanması gerekmektedir6Konuyla ilgili detaylı bilgi için bkz: Özbudun, s. 109 vd.; Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Bursa 2019, s.124 vd.. Zira öyle ya da böyle yasak ve yaptırım içeren bir hukuk kuralı, bir temel hak ve hürriyeti sınırlandırır7Haluk Hadi Sümer, Hukuka Giriş, Ankara 2019, s. 6. Anayasamızın 13. maddesine göre bir temel hak ve hürriyetin sınırlanabilmesi için gerçekleşmesi gereken birkaç şart vardır. Bu şartlardan konu açısından önem arz edeni, sınırlamanın kanunla yapılması ve anayasada, ilgili maddesinde gösterilen sebeplere dayanmasıdır8Eşyanın tabiatı veya hakkın doğal sınırları görüşüyle ilgili olarak bkz: Anayasa Mahkemesi, E:2015/96, K:2016/9, 10/02/2016.

Hakkın sınırlandırılması bakımından ilk koşulun gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmak için öncelikle bakmamız gereken ve genelgelerde9İçişleri Bakanlığı’nın Covid-19 sürecinde çıkardığı genelgeler karşımıza sıklıkla çıkan 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu ve 5442 İl İdaresi Kanunu’dur. Konuya girmeden önce belirtelim ki her iki kanun da fosil ama yürürlükte olan kanunlardır. Her iki kanun da 1924 Anayasası döneminde yapılmıştır. 1924 Anayasasında hakların sınırlandırılabilmesi için günümüzde olduğu gibi özel sınırlama sebepleri bulunmadığı gibi hakkın veya hürriyetin türü fark etmeksizin yalnızca bir kanun ile sınırlandırılması mümkündü, aynı zamanda yasakoyucunun iradesini denetleyecek ve hukuka aykırı hareket ettiğinde onu durdurulabilecek bir yargı mekanizması da mevcut değildi10Oktay Uygun, Devlet Teorisi, Ankara 2019, s. 445; Gözler, Anayasa, s. 33; Özbudun, s. 31. Günümüzde ise, devletin, hakkın muhtevası ve niteliği itibariyle karışmaması, başka bir deyişle “gölge etmemesi” gerekeceği kabul edilen “koruyucu haklar” ya da “negatif statü hakları” olarak adlandırılan hak ve hürriyetlere bir kısıtlama getirilmesinde zaman zaman bir yargı organın kararı gerekmektedir. Uluslararası metinlerde de bu yargısal güvenceyi görmek mümkündür. Örneğin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde kişi hürriyeti ve güvenliğini düzenleyen 5. maddesinde bu tür güvencelere yer verilmiştir, bu düzenlemeler mevcut anayasamızla paralellik içerisindedir. Umumi Hızfısıhha Kanunu’nu salgın hastalıklar bakımından kişi hürriyetini sınırlayıcı, buna ilaveten seyahat özgürlüğünü de etkileyen hükümler içeren bir kanundur. Anayasamız her iki hürriyet için de özel sınırlama sebepleri öngörmüştür. Salgın hastalıklarla ilgili hükümler 57 vd. maddelerinde yer almaktayken, kanundaki yasaklara aykırı hareket edilmesi halinde tatbik edilecek yaptırımlar ise 282 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. 57. maddede sayılan hastalıklar, tadadi değil, tahdidi sayılmıştır. Yani buraya kıyas yoluyla yeni bir hastalığın dahil edilmesi mümkün değildir11Kemal Gözler, Hukuka Giriş, Bursa 2018, s.363; Ahmet Güneş, Hukuk Metodolojisi, Bursa 2020, s. 187. Bu sayım, 72. maddesinin uygulanması açısından önemlidir. Nitekim 72. maddede bu salgın hastalıklardan birisinin ortaya çıkması veya ortaya çıkma tehlikesi göstermesi halinde alınabilecek tedbirlerden karantinaya imkan veren bir türü de söz konusudur12Kemal Gözler, “Korona Virüs Salgınıyla Mücadele İçin Alınan Tedbirler Hukuka Uygun mu? (2)”, Anayasa.gen.tr, Erişim Tarihi 11 Ağustos 2020, http://anayasa.gen.tr/korona-2.htm:”Dahilinde sari ve salgın hastalıklardan biri zuhur eden umumi mahallerin tehlike zail oluncaya kadar set ve tahliyesi.” Böyle bir hüküm bulunsa dahi bu hükmün günümüzde uygulama kabiliyeti kalmamıştır, aksinin iddiası mantıksızdır. Yukarıda vurguladığımız sınırlandırma gerekleri doğrultusunda böyle bir tedbirin uygulanmasına imkan kalmamıştır, yapılması gereken 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 432 vd. hükümleri doğrultusunda bir yargı kararıylahareket etmek veya ülkemizde alınan tedbirlerin çoğunu öngören olağanüstü hali13Olağanüstü Hal Kanunu md. 9’da ayrıntılı olarak bunlar düzenlenmiştir. ilan etmek ve sorunu kökünden çözmekti14Hasan Serat Gökçek, “İçişleri Bakanlığı Genelgeleri ve Bunlara Dayanılarak Alınan Kararlar Hakkında Düşüncelerim,” Mutalaa.net, Erişim Tarihi: 11 Ağustos 2020, https://www.mutalaa.net/2020/05/28/icisleri-bakanligi-genelgeleri-ve-bunlara-dayanilarak-alinan-kararlar-hakkinda-dusuncelerim/ . Buradan anlaşılması gereken şudur ki Umumi Hızfısıhha Kanun’nda belirtilen tedbirlerin bir kısmı anayasa ile çelişmektedir, bunların anayasaya aykırlığı saptanana kadar kanun gücüne sahip oldukları için aynen uygulanacaklardır. Bu aykırılı saptamaya yetkili organ ise yalnızca Anayasa Mahkemesidir.

Sürecin başlangıcından beri İçişleri Bakanlığı, kendisini bu süreci yönetmekte yetkili saymış ve bir kolluk makamı olarak aynı zamanda da 1 sayılı CBK md. 254/1-e ve f bentlerini de dikkate alarak icrai nitelikte olmayan, ve ilgili idarelerin, ki bunlar da valiliklerdir, karar almasıyla hayata geçecek tedbirleri içeren genelgeler yayımlamışlardır. Bu genelgelere ilişkin tedbirler, kimi zaman vali tarafından bizzat alınmış15Akyılmaz/Sezginer/Kaya, İdare Hukuku, s. 594, kimi zaman il umumi hıfzısıhha kurulları tarafından alınmıştır. Bu konuda bir belirsizlik vardır. Bunun haricinde sosyal mesafe kuralları denilen kurallar, medyada, Twitter’da veya iş yerlerindeki duvarlarda veya bazı il umumi hıfzısıhha kararlarında dolayı olarak zikredilmekle hukuken bağlayıcı bir statü kazanmaz. Hukuk devleti olduğu anayasasının değiştirilemeyecek maddeleri arasında yazan bir devlet, hukuki güvenlik ile belirlilik prensiplerine uymak zorundadır16Mehmet Altundiş, “Hukuki Güvenlik İlkesi,” Yasama Dergisi, 3, 10(2008):61 . Sosyal mesafe kuralları, Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu’nun “danışma” veya “tavsiye” niteliğinde hazırlamış olduğu rehberlerde yer alan, çeşitli alanlara yönelik sağlık kurallardır17covid19bilgi.saglik.gov.tr . Bu kurallar, umumi hıfzısıhha kurulu veya valilik kararlarında atıf yapılarak veya bunların eki olarak karara iliştirilerek bunlar bağlayıcı bir hale bürünmektedir veya bu idareler tarafından öyle düşünülmektedir. Sıkıntı şuradadır ki, bunların ihlali halinde uygulanacak yaptırımın hukuki dayanağı yoktur. Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 282. maddesi kanundaki yasaklara aykırılık halinde idari para cezası öngörmüştür, bunun içine umumi hıfzısıhha kurulu kararlarını dahil etmek mümkün değildir. Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesinin uygulanabilmesi için de Kanun’un buna açıkça atıf yapması gerekir, aynı zamanda verilecek olan emir hukuka uygun bir emir olmalıdır. Ki çoğu tedbirde bu hukuka uygunluktan söz edemeyiz. Zira hem idarenin kanuniliği, hem de temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin Anayasanın 13. maddesi adeta bir çöp gibi buruşturulup bir kenara atılmıştır. Bir kez daha hatırlatmakta fayda var ki, kamu hukukunda yetkili olmak istisnaidir, asıl olan kişilerin özgür olmasıdır18Gözler, Hukuka Giriş, s. 344 vd.. İdarenin gösterdiği İl İdaresi Kanunu 11/C veya Umumi Hıfzısıhha Kanunu 57, 72. maddeler gibi “gerekli tedbirleri alır” cümleler içermektedir. Bu kanunların çıktığı zamanda bu tür ifadeler yeterli gelse de, günümüzde kişi, devlete karşı daha çok ve daha etkili bir biçimde korunmakta bunun bir sonucu olarak da idarenin yetkilerinin belirliliği çok daha ağır durmaktadır. Bunun üstüne İçişleri Bakanlığı’nın maske takmayanlara 900 TL idari para cezası uygulayacağını belirtmesi hakkında yazmaya ihtiyaç bile yoktur, İçişleri Bakanlığı buraya kadar görüleceği üzere hukuku anlamak ve uygulamak konusunda güçlük çekiyor olabilir ancak hemen hemen her türlü hukuki kıymeti olan kurallar arasında kendisine yer edinmiş “suç ve cezanın kanuniliği” ilkesini de duymamış olamazlar. Nihayetinde gülünç bir şekilde valilik genel emirlerinin veya umumi hıfzısıhha kurulu kararlarının sonuna, alınan kararın konusu ne olursa olsun “…TCK md. 195 gereğince cezalandırılacağı…” ibaresi adeta bant ile yapıştırılmaktadır. Söz konusu madde şu şekildedir: “Bulaşıcı hastalıklardan birine yakalanmış veya bu hastalıklardan ölmüş kimsenin bulunduğu yerin karantina altına alınmasına dair yetkili makamlarca alınan tedbirlere uymayan kişi, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” İdare, genellikle bunun “… yetkili makamlarca alınan tedbirlere uymayan kişi, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” kısmını kullanmaktadır. Bu konuda da esasen diyecek hiçbir şey yoktur, ben aldığım hiçbir derste “makaslayarak yorum yapma metodu” şeklinde bir yorum yöntemi görmemiştim. İdarenin bizi bu konuda bilgilendirmesi olumludur19İlgili suçun kapsamlı bir incelemesi için bkz: Tuğba Bayzit, ” Bulaşıcı Hastalıklara İlişkin Tedbirlere Aykırı Davranma Suçu (TCK m. 195),” Lexpera, Erişim Tarihi: 14 Ağustos 2020(!).

III. SORULAR VE CEVAPLAR

a) Ben Kordon’da nargile vermeyi düşünüyorum da bu acaba, hukuka uygun mudur?

Manşet Türkiye adındaki bir haber sitesi tarafından, Kordon’da birkaç kafenin yasak olduğu halde Kordon’a nargile servisi yaptığı, bu nedenle bütün Kordon’un adeta bir kahvehaneye döndüğü şeklinde haber yapılmıştı20“Kordon Açık Hava Kahvehanesine Döndü,” Manşet Türkiye, Erişim Tarihi: 10 Ağustos 2020, https://www.mansetturkiye.com/kordan-acik-hava-kahvehanesine-dondu/34677/ .Bunun üzerine uzun bir süredir bölgedeki bu tür faaliyetleri izlemekte olan polisler, elinde nargile marpucu olan ve o bölgede bulunan herkese sosyal mesafe kurallarına uymamaktan dolayı idari yaptırım uygulamışlardır. Bundan nasibini, yüksek bir meblağ ödeyerek mekan sahipleri de almıştır. Yukarıdaki açıklamalarımız ışığında uygulanan para cezasının şüphesiz ki iptali, yani idari yaptırım kararının kaldırılması gerekir. Burada ayrıca nargile içen kişilere de ceza kesilmesinin herhangi bir dayanağı olmadığını düşünüyorum, ülkede yasak olan nargile içmek değil, nargile sunumu yapmaktır. Nargile içmenin yasaklandığına dair herhangi bir genelge, genel emir veya il umumi hıfzısıhha kurulu kararı görmüş değiliz. Yine, mekan sahibine çok yüksek miktarda para vermeyi gerektirecek ayrı bir düzenleme de bulunmamaktadır.

b) Kordon’da maskem olmaksızın dolaşıyordum, ardından devriye gezen bekçi ve polis ekibi beni gördüler. Kimliğimi isteyip ceza kestiler, ardından beni gözaltına alacaklarını söylediler. Ne yapmalıyım?

Maske takma zorunluluğu çeşitli illerde doğruca valilerin genel emirler çıkarma yetkisi kapsamında doğrudan kendilerince veya il umumi hıfzısıhha kurulları tarafından alınmıştır. Bu konuda hem bu yazımızda hem de diğer yazımızda vurguladığımız gibi bu tür tedbirlerin alınması yürütmenin, yani idarenin türevselliği gereği ve Anayasanın 13. maddesinin hükmü karşısında bir kanuna dayanması zorunluluğu belirli hallerde mümkün olmaktadır. Bu da ya açıkça bu konuda yetkilendirilmiş bir idarenin varlığını veya olağanüstü halin ilan edilmiş olmasını gerektirir. Günümüzde bu tür tedbirlerin hukuki dayanağını sorgulamamak alışkanlık olduğu için şimdilik biz de varmışcasına kabul ediyoruz. Bu açıklamalar ışığında, polisin kimlik sormasının sebebi bir kabahatin işlenmesi ve bunun failinin kim olduğunun tespit edebilmesi olarak değerlendirmek mümkündür. Bu da PVSK md. 4/A’ya dayanmaktadır. Polis, durdurma sebebini açıklayıp ve polis olduğunu gösteren belgeyi gösterdikten sonra kimlik sorabilir. Bu yetkinin kullanılması için makul sebebin varlığı gereklidir. Makul sebep, akla ve mantığa uygun sebeptir21Nevzat Sönmez, “Önleyici Kolluk Hizmetleri Bağlamında Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’na Göre Polisin Durdurma Yetkisi,” Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 6, 1-2(2011):255. Polise, maddedeki durdurma sebeplerden birinin gerçekleştiğini göstermelidir22Feridun Yenisey, Kolluk Hukuku, İstanbul 2015, s. 243. Bununla birlikte, polisin kendi başına gözaltına alma yetkisi istisnai durumlarda bulunmaktadır. Bu da suçüstü halleriyle sınırlı olmak üzere, CMK md. 91/4’te belirtilen suçlar içindir. Maske takmamak bir suç olmadığı gibi, adli bir soruşturmaya da konu olmaz. Burada polislerin yapması gereken makul uygulama, kişinin PVSK md. 13 kapsamında önleyici olarak yakalanması ve kişiyle ilgili gerekli tedavinin yapılabilmesi ve karantina altına alınması için derhal TMK md. 432 kapsamında kişinin bulunduğu yer vesayet makamından bir karar alınmasıdır23Hüsnü Aldemir, Hürriyeti Kısıtlayan Koruma Tedbirleri Yakalama, Gözaltına Alma, Tutuklama ve Adli Kontrol, Ankara 2020, s. 15.

KAYNAKÇA

Akyılmaz, Bahtiyar, Murat Sezginer, Cemil Kaya. Türk İdare Hukuku. Ankara 2020
Aldemir, Hüsnü, Hürriyeti Kısıtlayan Koruma Tedbirleri Yakalama, Gözaltına Alma, Tutuklama ve Adli Kontrol. Ankara 2020.
Altundiş, Mehmet. “Hukuki Güvenlik İlkesi.” Yasama Dergisi. 3. 10(2008):6.
Ekinci, Murat. “Ceza Hukuku İlkeleri Açısından İdari Yaptırımlar.” Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 3(2017):29.
Erdinç, Burcu. ” İdari Yaptırımların Kavramsal Çerçevesi ve Cezai Yaptırımlarla Karşılaştırılması.” Ankara Barosu Dergisi 2. 10(2012): 252.
Gökçek, Hasan Serat. “İçişleri Bakanlığı Genelgeleri ve Bunlara Dayanılarak Alınan Kararlar Hakkında Düşüncelerim.” Mutalaa.net. Erişim Tarihi: 11 Ağustos 2020. https://www.mutalaa.net/2020/05/28/icisleri-bakanligi-genelgeleri-ve-bunlara-dayanilarak-alinan-kararlar-hakkinda-dusuncelerim/
Gözler, Kemal. “Korona Virüs Salgınıyla Mücadele İçin Alınan Tedbirler Hukuka Uygun mu? (2).” Anayasa.gen.tr. Erişim Tarihi 11 Ağustos 2020. http://anayasa.gen.tr/korona-2.htm
Gözler, Kemal. Hukuka Giriş. Bursa 2018.
Gözler, Kemal. Türk Anayasa Hukuku Dersleri. Bursa 2019.
Gözübüyük, Şeref. Yönetim Hukuku. Ankara 1998.
Güneş, Ahmet. Hukuk Metodolojisi. Bursa 2020.
Özbudun, Ergün. Türk Anayasa Hukuku. Ankara 2019.
Sancakdar, Oğuz, Lale Burcu Önüt, Eser Us Doğan, Mine Kasapoğlu Turhan, Serkan Seyhan. Türk İdare Hukuku. Ankara 2019.
Sönmez, Nevzat.”Önleyici Kolluk Hizmetleri Bağlamında Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’na Göre Polisin Durdurma Yetkisi.” Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 6. 1-2(2011):255.
Sümer, Haluk Hadi. Hukuka Giriş. Ankara 2019.
Ulusoy, Ali. Yeni Türk İdare Hukuku. Ankara 2019.
Uygun, Oktay. Devlet Teorisi. Ankara 2019.
Yenisey, Feridun. Kolluk Hukuku. İstanbul 2015.
“Kordon Açık Hava Kahvehanesine Döndü.” Manşet Türkiye. Erişim Tarihi: 10 Ağustos 2020. https://www.mansetturkiye.com/kordan-acik-hava-kahvehanesine-dondu/34677/

Post Author: Hasan Serat Gökçek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir