Site Loader

I. BİR CUMHURİYET, DEMOKRASİ DEĞİL

Dünyadaki en eski Anayasalarından birisi kabul edilen, 1788 yılında dokuz eyalet tarafından onaylanan ve 4 Mart 1789 tarihinde yürürlüğe giren1Owings v. Speed, 18 U.S. 420 (1820) Amerikan Anayasası “We The People of The United States” diye başlar. Dönemin monarşi ile yönetilen devletleri düşünüldüğünde, Amerika, yüzlerce devlet arasında açık bir şekilde halkı ön plana koymuş, cumhuriyeti benimsemiştir. 1789 yılında aynı zamanda günümüzde vazgeçilmez, dokunulmaz ve devredilemez kabul edilen son derece mühim insan haklarını ve hürriyetlerini içeren Bill of Rights (Haklar Bildirgesi) James Madison tarafından kaleme alınmış, 1791 yılında eyaletler tarafından onaylanmıştır2Bu konuda daha fazla bilgi için İngilizce olarak kaleme alınmış Bill of Rights başlıklı yazımıza bakılabilir. Bu derece özgürlükçü, kişiyi devlete karşı koruyan anayasal bir yapının ve devletin nedeni Amerikayla başından beri özdeşleşmiş şu mottoyla açıklanabilir: “Amerikan Devleti, insanın değil, hukukun devletidir.”3Paul W. Kahn, The Reign of Law Marbury v. Madison and The Construction of America, 1997, s. 9 Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşunu anlamak, devletin nasıl bu derece özgürlükçü ve demokratik bir zemine oturtulduğunu, ardından “judicial review” yetkisini mahkemelerin nasıl kazandığını anlamamıza yardımcı olacaktır.

En başında on üç İngiliz kolonisi olan Amerika, baskıcı, keyfi bir rejim ile kralın arzusu doğrultusunda yönetiliyordu. Evvela İngiliz kolonisi yerine, bağımsız bir İngiliz devleti olmak maksadıyla 1774 yılında toplanan ve bu on üç koloniden oluşan Kıtasal Kongrenin isteklerinin İngiliz devleti tarafından kabul edilmeyişi ve bunun üzerine 1775 yılında sekiz Amerikan askerinin İngiliz askerler tarafından öldürülmesi4Lextington ve Concord Muharebeleri, Amerikan bağımsızlık mücadelesini ateşlemiştir. 1776 yılında Thomas Paine tarafından, halkın anlayabileceği dilde hazırlanıp yayımlanan “Common Sense” adlı eserde İngiliz kralı için “Büyük Britanya’nın Asil Zorbası” denmiş, İngilizlerden ayrılıp bağımsız bir millet olmanın gerekliliği üzerine vurgu yapılmıştır. Hatta Paine, “Amerika’da kralın hukuk olduğunu” belirtmiştir5Thomas Paine, Common Sense (Philadelphia, 14 Şubat 1776), III. Bölüm, http://www.gutenberg.org/files/147/147-h/147-h.htm. 4 Temmuz 1776 tarihinde ise henüz 34 yaşındaki Thomas Jefferson’un hazırladığı Bağımsızlık Bildirgesi taslağı kabul edilmiştir. Burada çok çarpıcı olarak “…Governments are instituted among Men, deriving their just powers from the consent of the governed...” denilmek suretiyle egemenliğin kaynağının hükümdarın iradesi değil yönetilenlerin rızası, yani yönetilenler olduğu açıklığa kavuşturulmuştur. Bağımsızlık Bidirgesinin Kongre’de okunmasından önce, aynı yılın mayıs ayında Virginia Haklar Bildirgesi ilan edilmiştir. Bu bildirgenin, 15 yıl sonra Amerikan Anayasasına eklenecek Bill of Rights’ın bir tür prototipi olduğunu söylemek mümkündür6Britannica, ” Virginia Declaration of Rights,” https://www.britannica.com/topic/Virginia-Declaration-of-Rights Erişim Tarihi: 05.09.2020. Bu bildirgede, tüm insanların7İnsanlardan kasıt mülk sahibi olan beyaz erkeklerdir. eşit doğduğu, doğuştan haklara sahip olduğu, bütün devlet yetkisinin kaynağının halk olduğu ve her zaman devletin halka karşı sorumlu olduğu, hiç kimseye kamu görevinden kaynaklananlar hariç olmak üzere bir imtiyaz verilmeyeceği, devlet fonksiyonlarının ayrı olduğu, konut dokunulmazlığının yalnıza mahkeme kararıyla ihlal edilebileceği belirtilmiş, basının, özgürlüğün mihenk taşlarından birisi olduğu, yalnızca despotik devletlerde bunun sınırlanabileceği ifade edilmiştir8“Virginia Declaration of Rights,” George Mason University, Erişim Tarihi: 05.09.2020, https://www.law.gmu.edu/assets/files/academics/founders/VirginiaDeclaration.pdf?fbclid=IwAR3jdxKwhzokyx7fMuSwwYdg2Ff2q7sgG8ex-l1BDzECKVlvYpffKLo8Ogg. Bununla birlikte savaşın başlangıcındaki bu özgürlükçü ve dönemine göre oldukça ileri hukuki taslağın yaşam bulması gerekiyordu, zira bu savaş baskıya, zorbalığa karşı özgürlük ve eşitlik idealleriyle yapılmıştı. Fakat savaşın etkisi oldukça ağırdı, sıradan vatandaşlar ve hatta gaziler, savaşın ekonomiye tahribatı nedeniyle topraklarını, evlerini, mallarını kaybetmenin korkusunu yaşıyordu. Nitekim mülk sahipleri borçlarını tahsil etmeye başlamış, eyalet yönetimleri hem savaş boyunca hem de savaş sonrası ağır vergiler salmıştı9Robert A. Gross, The Uninvited Guest: Daniel Shays and the Constitution, Amerika 1993, s. 1 vd. . Ülkenin bulunduğu bu durum aynı zamanda eyaletlerin de keyfi davranışlarına yol açıyordu. Benzer konularda bir eyalet, diğer eyaletten tamamen zıt yönde kararlar alıyordu. Savaşta savaşan gazilerin malları teker teker ellerinden alınırken 1786 yılında Daniel Shays adındaki gazi, Massachusets eyaletinde 2000 çiftçiyle isyan çıkardı10Alexander Hamilton, John Jay, James Madison, Michael A. Genovese, The Federalist Papers, New York 2009, s. 5 . Amaçları mallarının haczini önlemek için mahkemeleri kapatmaktı ancak eylemleri bundan çok fazlasına yol açtı. Federal devletin güçlendirilmesinin gerekliliği bu sayede ortaya kondu11“Shay’s Rebellion,” History.com, Erişim Tarihi: 05.09.2020, https://www.history.com/topics/early-us/shays-rebellion. 1786 Ağutos’unda başlayan isyan ancak 1787 yılının Şubat ayında sona erdirilebildi. Ülkedeki en uzun isyan olmasının yanı sıra çıkan tek isyan bu değildi, bütün isyanlar ve ülkedeki buhran hali , güçlendirilmiş bir federal devletin varlığına işaret ediyordu. Bu baskı üzerine Kongre 1787 yılında The Articles of Confederation adındaki mevcut anayasa hükümlerini12Anayasa yerine bir “dostluk sözleşmesi” ibaresi daha uygun durmaktadır. gözden geçirmek üzere, Philedelipha’da toplandı. Zira bu anayasa, eyaletlerin bağımsızlığna ve egemenliğine büyük ağırlık veriyor, federal devlete neredeyse hiç bir yetki bırakmıyordu. Ülkedeki durum ise eyaletlerin tek başına çözebileceğinden çok daha vahimdi.

Marbury v. Madisdon davasına yol açacak siyasal düşünce ayrılığı, tam olarak bu toplantılarda oluşmuştur. Kongrede federalizmi yani güçlü bir ulusal devletin çare olacağını düşünen bir kesim ve bunun karşısında da eyaletlerin bağımsızlığını koruması ve asıl gücün yerel yönetimler ile eyaletlerle kalması gerektiğini savunan anti-federalistler vardı13Hamilton, Jay, Madison, Genovese, s.7. Anti-federalistlere göre güçlü bir ulusal devlet, hak ve özgürlükleri geri plana atıp, krallığa karşı verilen mücadeleyi anlamsız kılacaktı. Fakat her iki tarafı da ortak bir noktada toplayan bir konu varsa o da bir Bill of Rights‘ın eksikliği idi, yoğun görüşmeler ve tartışmalar sonucu çoğu konuda bir uzlaşıya varılsa da özellikle anti-federalist eyaletler Bill of Rights‘ın eklenmesi şartıyla anayasayı onaylamışlardı14Diane S. Kaplan, An Introduction to the American Legal System, Government, and Constitutional Law, New York 2015, s. 24; Hamilton, Jay, Madison, Genoevse, s. 13. Bunun temelinde Amerikan Anayasasının kişi hak ve hürriyetlerini düzenlememiş olması, devlet teşkilatını ve eyaletlerin birbirleriyle ve federal devletle olan ilişkisini yalnızca kabataslak belirtmiş olması yatmaktadır. Bununla birlikte bir diğer konu ve belki de bütün savaşın, mücadelenin sonucundaki hayalin hayata geçmesini sağlayacak mesele ise devlet fonksiyonlarının birbirinden ayrı olmasıydı, zira anayasayı hazırlayanlar idealist veya hayalperest insanlar değil, insan doğasına hakim, insanların yeri geldiğinde kendi menfaatlerini ön plana atacağını bilen insanlardı. Federalist No. 51’de bu durum “Hırs, hırsı denetlemelidir.” şeklinde ifade edilmiştir15Hamilton, Jay, Madison, Genovese, s. 199. Yine aynı kısımda, insanlar melek olsaydı bir devlete ihtiyaç duyulmayacağı belirtilmiştir. Bu deyimle ifade edilmek istenen şey, devletin fonksiyonlarını yerine getiren organların birbirlerini denetlemesi, ve devletin belirli bir sonucu gerçekleştirebilmesi için uzlaşı içinde hareket etmesini zorunlu kılmaktı. Bu nedenle günümüzde “checks and balances” olarak bilinen bu kavramın tam anlamaya çalışmaya başlaması ancak Marbury v. Madison kararından sonra mümkün olabilmiştir16Shane Mountjoy , Marbury v. Madison Establishing Supreme Court Power (Ed: Tim McNeese), New York 2007, s. 115. Çünkü yargı, bugünkü konumun bu karar sayesinde gelebilmiştir.

II. KARARA KONU OLAN OLAY

Marbury v. Madison, 1 Cranch 5 U.S. 137 (1803) davasına yol açan olayın temelinde yukarıda da bahsetmiş olduğumuz siyasal fikir ayrılığı nedeniyle yapılan bir hamle yatar. Esasen dava, 1800 yılında yapılan başkanlık seçimlerine dayanır17Mountjoy, s. 24. Anayasanın ve buna ilaveten haklar bildirgesinin eyaletlerce onaylanmasının ardından Amerikanın ilk başkanı, aynı zamanda savaşın da kahramanı olan George Washington seçilir. İlk başkan yardımcısı ise federalist görüşteki John Adams olur, yine aynı görüşte bulunan Alexander Hamilton ise hazine bakanı olarak atanır. Thomas Jefferson da günümüzün dışişleri bakanına karşılık gelen “secretary of state” pozisyonuna atanır. Süreç içerisinde George Wahsington’un daha merkeziyetçi ve otoriter fikirlerin etkisine kapılması nedeniyle 1793 yılında Jefferson görevinden istifa eder, sakin bir yaşam sürmek için Virginia’ya döner. Ancak arkadaşları onun hala ülkesine hizmet etmesini istemektedir, 1796 yılında isteksizce başkanlık seçimlerine ismini yazdırır. Seçimin kazananı federalist görüşteki John Adams olur ancak dönemin anayasasındaki hüküm nedeniyle Thomas Jefferson ise başkan yardımcısı olur18Mountjoy, s. 23. John Adams ile Thomas Jefferson arasındaki fikir ayrılıkları zaten belirgindir, her şeyin üstüne bu iki ayrı görüşteki adamın başkan ve başkan yardımcı olması ilişkilerini kopma noktasına getirir. Birbirlerine adeta düşman gözüyle bakarlar. 1800 yılı geldiğinde seçim hazırlıkları çoktan başlamış, gergin bir siyasi hava etrafı sarmıştır. Her iki taraf da birbirini “ülkenin başına gelebilecek en kötü şey” olarak görmektedir19Mountjoy, s. 27. Seçimlerde sonuçlar yakın olsa da kazanan Thomas Jefferson olmuştur, fakat daha işin Electoral College’de halledilmesi, oradaki düğümün çözülmesi gerekmektedir. Seçilmelerine rağmen henüz göreve başlamadıkları için cumhuriyetçi (diğer tabirle anti-federalist) parlamenterler yerine kongrede federalistler bulunmaktaydı, federalistler ne Thomas Jefferson’a ne de onun başkan yardımcısı olacak Aaron Burr’a güveniyordu. Bu nedenle uzunca bir süre konu tartışılıp durdu, fakat nihayetinde kazanan Thomas Jefferson oldu. Federalistler seçimi kaybetmiş olsa da, yapabilecekleri son hamleyi yapıp öyle gitmeyi planlıyorlardı. Bu hamle de tamamen federal yargı ve yargıçları ile ilgiliydi. Thomas Jefferson göreve başlamadan 1801 Yargı Kanunu20Judiciary Act of 1801, Midnight Judges Act da denir. Bu kanun ile göreve başlayan yargıçların göreve başlama emirlerinin Thomas Jefferson’ın başkan olarak yemin etmesinden bir gün önce imzalandığı rivayet edilir. derhal kongreden geçip yürürlüğe girdi. Bu kanun ile yeni federal yargı makamları ihdas ediliyordu, ki bunlar da federalist hakimler tarafından doldurulacaktı21Mountjoy, s.27; Kahn, s. 12. Nihayetinde 1801 yılı itibariyle bütün federal yargıçlar federalist görüştendi22Kahn, s. 13. William Marbury adındaki iş adamı, seçimi kaybettikten sonra John Adams tarafından atanan yargıçlar arasındaydı, toplam 42 tane atanan yargıçtan 25 yalnızca tanesine göreve başlama emri23commission tebliğ edilmişti24Mountjoy, s. 55 . Bunlar arasında William Marbury yoktu. Zira dönemin “secretary of state” pozisyonunda bulunan ve bu emirleri tebliğ etmekle yükümlü James Madison’a başkan, birçoğunu tebliğ etmemesini söylemişti25Mountjoy, s. 56. Bunun üzerine Marbury, 1801 yılının aralık ayında emre tebliğe zorlaması için ABD Yüksek Mahkemesine başvurur26John R. Vile, Essential Supreme Court Decisions, Pymouth 2010, s. 105; Mountjoy s. 69 vd. .

III. KARAR

Kararın verilmesinde buhranlı bir siyasi ortam, mahkemedeki yargıçların riskli durumu ve genel olarak federal yargının zayıf olması önemli bir yer teşkil etmiştir. Her şeyden önce belirtelim ki, dönemin yüksek mahkemesi, devletin diğer iki erkinden oldukça zayıf durumdaydı. Mahkemenin görev ve yetkileri, Kongre tarafından 1789 Yargı Kanunu ile düzenlenmişti. Davanın görüldüğü sırada Kongre’deki cumhuriyetçilerden başhakim Marshall’a azil (impeach) tehditleri yağıyor, öte yandan federalistlerin istediği yapılacak olursa zaten zayıf olan yüksek mahkemenin daha da zayıflayacağı gerçeği bir kenarda duruyordu27Mountjoy, s. 108. Aynı zamanda, kendisi de bir federalist olan John Marshall’ın bu kararı vermesinde kendi siyasi düşüncesinin de etkisi olduğu ifade edilmektedir28Clyde Ray, “John Marshall, Marbury v. Madison, and the Construction of Constitutional Legitimacy,”
Law, Culture and the Humanities 15, 1(2019):211
. Gelgelelim, dava 1801 yılında açılmış olsa da Kongre, politik kaygılarla mahkemenin 1802 yılı duruşma programı kaldırılmıştı. Duruşma ancak 1803 yılında yapılabildi. Yapılan yargılamanın ardından yüksek mahkeme, 24 Şubat 1803 tarihinde oybirliği ile kararını verdi. Fakat ondan önce şu üç soruya sırasıyla cevap bulundu ve önemli bir yetkiyi mahkemeye tanıyacak bir sonuca varıldı29Mountjoy, s. 109; Vile, s. 105 – 106: 1) Marbury, göreve başlama emrini almaya hak kazanmış mıdır? 2) Eğer hakkı çiğnenmişse, bunu gidermenin bir yolu var mıdır? 3) Mahkemece emrin tebliği için bir emir verilmesi doğru giderim yolu mudur? İlk iki soruya mahkeme olumlu cevap verir. Usulünce ve uygun olarak Marbury atanmış idi, yani bu emri almalıydı. Hakkı da şüphesiz ki çiğnenmiştir, tebliğ edilmesi gereken evrak tebliğ edilmemiştir. Bununla beraber, bu giderim yolunun tazminat olabileceği de belirtilmiştir30Mountjoy, s. 111. Fakat son soru düşündürücüydü. Öncelikle emir yazmanın duruma uygun düşmesi ve mahkemenin buna yetkili olması gerekirdi. Bu da kendi içinde cevaplanması gereken başka bir soruyu ortaya çıkardı: Yüksek mahkemeyi kuran, görev ve yetkilerini veren 1789 Yargı Kanunu mahkemeye böyle bir yetki tanıyabilir miydi? Tanıması ise anayasaya uygun olur muydu? Zira anayasaya uygunluk denetiminin yapılmaması, Kongre’nin dilediği her yasayı çıkarması halinde anayasanın var olmasının bir anlamı kalmayacaktı. Yüksek mahkeme, yaptığı değerlendirmede anayasanın üçüncü maddesinde31Amerikan Anayasası sırasıyla yasama, yürütme ve yargı erklerini teker teker düzenlemiştir. Üçüncü maddede Amerika Birleşik Devletleri’nin yargı fonksiyonu kim tarafından kullanılacağı ve kapsamının ne olduğu hüküm altına alınmıştır. mahkemeye böyle bir yetki verilmediğini, Kongre’nin bunu yasayla artırtabilmesinin mümkün olmadığını belirttikten sonra 1789 Yargı Kanunu’nun kısmen “hükümsüz”32void sayılacağına vermiş, her ne kadar Marbury bir emri almaya haklı olsa da bunu, bu sebeple alamayacağını vurgulamıştır33Erwin Chemerinsky, Constitutional Law Principles and Policies, New York 2015, s. 80 vd; Mountjoy, s. 112. Hakim Marshall bu kararı vermesinde, anayasanın Kongrenin ve diğer devlet organlarının yetkilerinin sınırını çizdiği, yargı yetkisinin zaten tabiatında böyle bir yetki bulunduğunu, hakimlerin ettiği yemin nedeniyle böyle bir yasayı uygularlarsa yeminleriyle çelişmiş olacaklarını ve son olarak ise anayasanın altıncı maddesinde anayasanın ve bu anayasayı takip eden federal yasaların34Article VI, Section Two: This Constitution, and the Laws of the United States which shall be made in Pursuance thereof; and all Treaties made, or which shall be made, under the Authority of the United States, shall be the supreme Law of the Land; and the Judges in every State shall be bound thereby, any Thing in the Constitution or Laws of any State to the Contrary notwithstanding., ulusun üstün hukuku olacağını ve buradaki “takip eden” ifadesinin “uygun olarak” anlamını içerdiği gerekçelerini kullanmıştır35Cheremerinsky, s. 81. Bu kararla birlikte, mahkeme devletin diğer iki erkiyle eş seviyeye gelmiş ve The Federalist Papers’da ifade edilen “checks and balances” sistemi tam anlamıyla gerçekleşmiştir. Her ne kadar William Marbury hiçbir zaman hakim olarak görevine başlayamasa da mahkeme, bu karar sayesiyle “judicial review” yani yargısal denetim veya anayasaya uygunluk denetimi yetkisini içtihat yoluyla kazanmıştır. Mahkeme bu yetkisini, bu karardan sonra 1857 yılındaki Dredd Scott v. Sanford, 60 U.S. 393 (1857), davasına kadar kullanmamıştır36Cheremerinsky, s. 82. Günümüzde ise bu içtihat, Amerikan hukukunun yerleşmiş ve kabul edilmiş bir ilkesinin dayanağını teşkil etmekte, Amerikan vatandaşlarının hayatını ve Amerikan politikasını derinden etikelemektedir37Mountjoy, s. 125.

BİBLİYOGRAFYA

  • “Shay’s Rebellion.” History.com. Erişim Tarihi: 05.09.2020. https://www.history.com/topics/early-us/shays-rebellion
  • “Virginia Declaration of Rights.” George Mason University. Erişim Tarihi: 05.09.2020. https://www.law.gmu.edu/assets/files/academics/founders/VirginiaDeclaration.pdf?fbclid=IwAR3jdxKwhzokyx7fMuSwwYdg2Ff2q7sgG8ex-l1BDzECKVlvYpffKLo8Ogg
  • Britannica. ” Virginia Declaration of Rights.” https://www.britannica.com/topic/Virginia-Declaration-of-Rights Erişim Tarihi: 05.09.2020.
  • Chemerinsky, Erwin. Constitutional Law Principles and Policies. New York 2015.
  • Gross, Robert A. The Uninvited Guest: Daniel Shays and the Constitution. Amerika 1993.
  • Hamilton, Alexander, John Jay, James Madison, Michael A. Genovese, The Federalist Papers. New York 2009.
  • Kahn, Paul W. The Reign of Law Marbury v. Madison and The Construction of America. New Haven 1997.
  • Kaplan, Diane S. An Introduction to the American Legal System, Government, and Constitutional Law. New York 2015.
  • Mountjoy, Shane. Marbury v. Madison Establishing Supreme Court Power (Ed: Tim McNeese). New York 2007.
  • Paine, Thomas. Common Sense (Philadelphia, 14 Şubat 1776). III. Bölüm. http://www.gutenberg.org/files/147/147-h/147-h.htm
  • Ray, Clyde. “John Marshall, Marbury v. Madison, and the Construction of Constitutional Legitimacy.” Law, Culture and the Humanities 15, 1(2019):211.
  • Vile, John R. Essential Supreme Court Decisions. Pymouth 2010.

Post Author: Hasan Serat Gökçek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir